<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909</id><updated>2009-10-21T23:26:41.296-07:00</updated><title type='text'>VAKIFLAR GENEL BİLGİ DEPOSU</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-2869125476143525170</id><published>2008-11-20T06:57:00.000-08:00</published><updated>2008-11-20T07:04:58.357-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Offshore Vakıflar'/><title type='text'>OFFSHORE VAKIFLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_gYGfJc8bQNE/SSV7g-vhE_I/AAAAAAAAAD4/4YlN1ReAoP8/s1600-h/offshoreVak%C4%B1flar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270754745435362290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 141px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_gYGfJc8bQNE/SSV7g-vhE_I/AAAAAAAAAD4/4YlN1ReAoP8/s200/offshoreVak%C4%B1flar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Offshore Vakıflar, Malvarlığını Korumada Mükemmel bir Enstrüman.&lt;br /&gt;Vakıflar Batı Avrupada yaklaşık 100 yıl öncelere dayanmakta. Malvarlığı planlamasına yönelik kullanımı 20. yy. başlarında Liechtenstein’ da başlamıştır. Vakıflar, özellikle “Anglo Sakson Trust” konseptlerinin pek tanınmadığı ya da sıcak bakılmadığı sivil hukuk bölgelerinde olmak üzere dünya çapında geniş popülarite kazanmıştır. Panama, Hollanda Antilleri ve Bahamalar vb. bazı ülkeler vakıf yapılanmalarında uygun ortamı sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Vakıf, üyesi ya da ortağı olmayan bağımsız bir tüzel kişiliktir. Kurucusu gerçek ya da bir tüzel kişi olabilir, belirli bir süre için ya da süresiz, karitatif, ticari ya da aile amaçlarına hizmet etmek üzere kurulabilir. Şartları yerine getirilerek kurulmuş bir offshore vakfın malvarlığı ve gelirleri vergiden muaftır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Vakıfların başlıca avantajları;&lt;br /&gt;Vakfın kurucusu, malvarlığını vakfa devredebilir ve hukuki olarak söz konusu malvarlığının sahibi olmadığını beyan edebilir,&lt;br /&gt;Vakfa ait hiçbir malvarlığına el konulamaz,&lt;br /&gt;Potansiyel mirasçılar vakfa karşı dava açamaz,&lt;br /&gt;Vakıflar vergiden muaftır,&lt;br /&gt;Vakıfların sadece karitatif veya kar amacı gütmeyen kuruluş olması şart değildir.&lt;br /&gt;Konunun detayları ve ihtiyaçlarınıza özel yorumlanarak avantajınıza açılımlar önerilebilmesi LowTax Company Consulting uzmanları ile ücretsiz görüşme talep etmelisiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;--------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alıntı: &lt;a href="http://www.euroturkgroup.com/lowtax/list.asp-ktgr_id=424.htm"&gt;http://www.euroturkgroup.com/lowtax/list.asp-ktgr_id=424.htm&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-2869125476143525170?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/2869125476143525170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=2869125476143525170' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/2869125476143525170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/2869125476143525170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/11/offshore-vakiflar.html' title='OFFSHORE VAKIFLAR'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gYGfJc8bQNE/SSV7g-vhE_I/AAAAAAAAAD4/4YlN1ReAoP8/s72-c/offshoreVak%C4%B1flar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-6839590001036281570</id><published>2008-09-04T06:02:00.000-07:00</published><updated>2008-09-04T06:34:20.317-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mütevelli'/><title type='text'>MÜTEVELLİ (TANIMI ŞARTLARI ÖZELLİKLERİ GÖREV VE YETKİLERİ)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gYGfJc8bQNE/SL_jqFilYII/AAAAAAAAACs/auiiuDLc-z4/s1600-h/Ferman%2B20.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242158803463790722" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gYGfJc8bQNE/SL_jqFilYII/AAAAAAAAACs/auiiuDLc-z4/s200/Ferman%2B20.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Mütevelli Vakfiyedeki şartlara ve şer'i hükümlere göre vakfın işlerini idâre etmek üzere tayin olunan kimse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak İslâm hukukçuları mütevelliyi iki kısma ayırmışlardır. Birincisi, vâkıf (malıvakfeden kişi)nin kurmuş olduğu vakfın idaresini yürütmek üzere tayin ettiği kişidir. Vakfeden kişi, kimi mütevelli olarak tayin etmişse, fakihlerin ittifakına göre onun mütevelliliği kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğeri ise, vâkıf tarafından mütevelli tayin edilmediği takdirde, kurulan o vakfın mütevellisi hâkim veya hâkim'in tayin ettiği kişidir. (İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, IV, 421; Ömer Nasûhî Bilmen, Hukuki İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1976, V, 287). &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mütevelli birden fazla olduğu zaman, mütevelli heyetini oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevelli'ye "kayyım" "mütekellimalel-vakf (vakf'ın idâresi hakkında söz sahibi)" ve"nâzır" da denmektedir. "Mütekellim ale'l-vakf" tabirinin "mütevelli"nin eş anlamlısı olduğunda ihtilâf yoktur. Diğerleri ise tartışılmıştır. (İbn Abidin, IV, 458 ; Ahmet Akgündüz, İslâm Hukukunda ve Osmanlı tatbikatında Vakıf Müessesesi, Ankara 1988, s. 225).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm hukuk âlimleri, mütevelli olacak kişilerde bazı vasıfların bulunmasını şart koşmuşlardır. Bu vasıfları, özet halinde şöyle sıralamamız mümkündür:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Âkil olması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir kimsenin mütevelli olabilmesi için, âkil (mümeyyiz) olması gerekir. İyi ile kötüyü birbirinden ayırd edemeyen delilerin mütevelli olarak tayin edilmeleri caiz değildir. Başlangıçta âkil olduğu halde, sonradan akli dengesini kaybedenlerin mütevelliliğine son verilir. (Muhammed Kadri Paşa, Kanunü'l-Adl ve'l-İnsaf li'l-Kadâ Alâ Müşkilâti'l-Evkâf, Mısır 1932, md. 145). Bir de, hâkim tarafından tayin edilen mütevellilerin bulûğa ermiş olma şartı, bütün İslâmhukukçuları tarafından kabul edilmiştir. Vakfeden kişinin tayin ettiği mütevellinin baliğ olması ise, alimler arasında farklı yorumlanmıştır. (İbnAbidin, IV, 380; Ahmed Akgündüz, Vakıf Müessesesi, s. 239).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- Âdil ve emin (güvenilir) olması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bütün alimler mütevellide âdil ve emin olma vasfını şart koşmuşlardır. Ancak adalet ve güvenilirliğin ölçüsü hakkında değişik açıklamalarda bulunmuşlardır. (Bahauddin Muhammed b. Bahadırez-ZerkeŞî, el-Mansûr fi'l-Kavaid, Kuveyt 1982, II, 374 vd.; Muhammed Ebu Zehra, Muhadarât fi'l Vakf, Mısır 1971, s. 320vd).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- Vakıf işlerini yürütebilecek iktidarasahip olması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mütevelli olacak kişide aranan şartlardan biri de, bu şahsın vakıf işlerini bizzat idâreye muktedir olmasıdır. Fıkıh kitaplarında buna "kifâyet" denir. İslâm hukukçuları, kifâyet şartında ittifak etmişlerdir. (Muhammed b. Ahmedeş-Şirbinî, Muğni'l-Muhtâc, Beyrut (t.y.) II, 292).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- Müslüman olması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hanefi mezhebi hukukçuları ve Osmanlı bilginleri, mütevelli tayininde müslüman olma şartını aramamışlar ve müslüman olmayanların da mütevelli olabileceklerini kabul etmişlerdir. Diğer bütün mezhep hukukçuları ise, mütevelli olarak tayin edilecek kişinin müslüman olmasını şart koşmuşlardır. (İbni Abidin, IV, 380).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevellilerin vakıflarla ilgili çeşitli vazifeleri vardır. Herşeyden önce mütevelli, vekildir. Hanefilerden İmam Muhammed ve Hanbelilere göre mütevelli, vakıftan yararlananların vekilidir. Zira bunların yararlarını korumak için tayin edilmiştir. Hanefilerden Ebu Yusuf, Mâliki ve Şâfiî hukukçular ile Osmanlı uygulamasına göre mütevelli, kendisini tayin eden şahsın yani vâkıfın veya hakimin vekilidir. (Fetâvâyı Hindiyye, II, 412; Burhaneddin İbrahim b. Musa et-Trablusî, el-İsâf fi Ahkâmi'l-Evkâf Mısır1292, s. 41 vd.) Bu şekilde önemli bir görevi üstlenmiş bulunan mütevelli, vakıfları tamir eder, korur, gerektiğinde vakıfların bir kısım akarlarını kiraya verir, kira paralarını toplar veya toplatır; vakıfların hukukunu korumak için icâbında dava açar, vakıfların gelirlerini şart koşulan yerlere dağıtır ve ulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevelliler, kendi selâhiyetleri dahilinde bulunan işleri bizzat yapar veya yaptırırlar. Hâkimin reyine bırakılan hususları ise ona götürürler. Hâkim bunların ifâsı için, isterse mütevelliye salâhiyet verebilir (Ahmet Akgündüz, Vakıf Müessesesi,s. 250). "Külfet nimete ve nimet külfete göredir" (Mecelle, md. 88) kaidesi gereği, vakıf işlerinden yapılması mûtad olanları yapmakla yükümlü olan mütevellilerin bu külfet karşılığında bazı nimetlere sahip olmaları gerekir. İşte bu nimetlerin başında, mütevelliye vakıf mallar üzerinde tanınan tasarruf yetkisi ile bu görevi karşılığında hakettiği ücret gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevellinin ücretini, ya malını vakfeden vâkıf veya kadı (hâkim) tayin eder (Muhammed Ebu Zehrâ, Muhâderâtfi'l-Vakf, Mısır 1971, s. 334). Vakıf mütevellilerini teftiş edecek vemuhasebesini yürütecek makam, genellikle hâkimlerdir. Bir vakfın mütevellisi mevcut iken, hâkim o vakfın tasarrufuna karışamayacaktır. Mütevelli, İslâm esasları dahilinde vakıf üzerindeki tasarrufunu kullanacaktır. Kendi ihmal ve kusuru sonucu olmaksızın telef ve zayi olan vakıf mallarından sorumlu tutulmaz. Beklenmeyen sebepler veya önüne geçilmesi mümkün olmayan hadiseler sonucu meydana gelen zarardan, mütevelli sorumlu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak vakıf hakkında hıyânet ve suistimalleri bazı emârelerle hissolunduğu takdirde, hakim derhal vakfa dair işlemlerini teftiş ve muhasebesini isteyebilir. Hainliğini veya suistimalini yakaladığı takdirde, mütevelli, vâkıfın kendisi bile olsa, hâkim onu mütevellilik görevinden alabilir. Mütevelli, kendi kusur ve ihmali sonucu meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlüdür. İhmal ve kusuru vakıf malların idâresinde olabildiği gibi, bu malların korunmasında da olabilir. Mütevellinin tazminle yükümlü olduğu diğer bir durum ise, vekil olarak yetkisi dışına çıkarak vâkıfın şartlarına aykırı olarak tasarruflarda bulunması ve yetkili olmadığı bazı işleri yürütmesidir. Şer'î bir cevâz olmadığı halde vâkıfın şartlarına aykırı hareket edip de bundan dolayı vakfa bir zarar gelirse, mütevelli meydana gelen zararı tazmin etmekle yükümlüdür. (İbn Abidin, IV, 380 vd).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevelli, görevinden istifa edebilir. Gerektiğinde vâkfı veya hâkim onu, hıyânet, sefahat, ihmal ve benzeri durumlarından dolayı azledip görevinden alabilir. (Ebû'l-UlâMardin, Ahkâm-ı Evkâf 1339-1340 ders yılı takrirleri, İstanbul, s. 182 v.d.).&lt;br /&gt;--------------------&lt;br /&gt;Nureddin TURGAY&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-6839590001036281570?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/6839590001036281570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=6839590001036281570' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/6839590001036281570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/6839590001036281570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/09/mtevelli-tanimi-artlari-zellikleri-grev.html' title='MÜTEVELLİ (TANIMI ŞARTLARI ÖZELLİKLERİ GÖREV VE YETKİLERİ)'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gYGfJc8bQNE/SL_jqFilYII/AAAAAAAAACs/auiiuDLc-z4/s72-c/Ferman%2B20.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-7646981069957037531</id><published>2008-07-28T05:40:00.000-07:00</published><updated>2008-07-28T05:44:06.259-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıflardaki Birikimlerin Bireysel Emeklilik Sistemine Aktarılmasına Hazineden Onay'/><title type='text'>VAKIFLARDAKİ BİRİKİMLERİN BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNE AKTARILMASINA HAZİNEDEN ONAY</title><content type='html'>Dernek, Vakıf ve Sandıklardaki Birikimlerin Bireysel Emeklilik Sistemine Aktarımına Hazine'den İzin Çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeklilik şirketi yöneticileri aktarım yapabilecek 200 vakıf ve sandık olduğunu belirterek, bu kesimden 8 milyar dolarlık bir birikim sisteme geçeceğini söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazine geçenlerde yayınladığı yönetmelikle; dernek, vakıf ve sandıkların bireysel emeklilik sistemine aktarımının yolunu açtı. Bireysel emeklilik şirketlerinin uzun zamandır beklediği ve sisteme büyük katkı sağlayacağına inanılan uygulama, 9 Ağustos’ta başlıyor. Buna göre, üyelerine ve çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandıklar; yine emekliliğe yönelik birikimlerini bireysel emeklilik sistemine aktarabilecekler. Bu aktarım bir vakıf ya da sandığın tüm üyeleri için olabileceği gibi, bireysel de geçiş yapılabilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireysel emeklilik sistemine aktarılacak birikim tutarı emeklilik şirketi ya da sigorta şirketine nakden ödenecek ve tek seferde yapılacak. Aktarım tutarı üzerinden ise emeklilik şirketi hiçbir kesinti yapamayacak ve giriş aidatı alamayacak. Kişilerin vakıf ya da sandıklara üye oldukları tarih, bireysel emekliliğe aktarım sırasında da emeklilik sistemine giriş tarihi olarak kabul edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dernek, vakıf ve sandıkların bireysel emeklilik sistemine aktarımına yönelik uygulama hakkında kamu yöneticileri, kişilere seçme hakkı tanıdıklarını belirterek, "Eğer mevcut durumlarını korumak isterlerse, biz o kesimi toparlamak, teknik açıdan ayağı daha yere basar hale getirmek istiyoruz. Yok vakıf ya da dernek çatısı altında kalmak istemiyorlarsa, o zaman şeffaf yapıda olan bireysel emeklilik sistemine bu kişileri almak istiyoruz. Böylece geleceğe yönelik birikimlerini daha iyi yönetebilmelerini öneriyoruz" diyorlar. Kamu yöneticileri aktarım için dört yıllık bir süreç olduğunu da ifade ederek; dernek, vakıf ve sandıklardan bireysel emekliliğe ciddi bir aktarım beklediklerini, önümüzdeki iki yıl içinde emeklilik sisteminin bugünkü fon büyüklüğü kadar bir fonun bu kesimden geçeceğini savunuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garanti Emeklilik Genel Müdürü Erhan Adalı, yüzlerce vakıf ve sandığın yeni düzenlemedeki avantajlardan faydalanarak, bireysel emeklilik sistemine fonlarını aktarabileceklerine, böylece de sistemin şeffaflık ve güvenli emeklilik için tasarruf etme özelliklerini kullanabileceklerine değindi. Erhan Adalı, "Birikim özelliği olan vakıf ve sandıklardaki üye adedi yaklaşık 55 bin kişi. Bazı kurumların bilgilerine ulaşılamadığı için tam da net bir rakama sahip değiliz. Vakıf ve sandıklar, emeklilik fonksiyonlarını aktararak, asıl vazifelerine daha iyi odaklanabilirler diye düşünüyorum. İlk planda bizim tespit ettiğimiz 20 civarında vakıf veya sandığın kısa dönemde 150-200 milyon dolarlık bir fonu, bireysel emeklilik sistemine aktarabileceğini tahmin ediyoruz" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf Emeklilik Genel Müdürü Yusuf Yeşilırmak, vakıf, dernek ve sandıkların üyelerine bireysel emeklilik sistemine veya yıllık gelir sigortalarına hiçbir masraf ve kesinti yapılmadan geçebilme hakkı tanınmasını, bu kesime sağlanmış en büyük kolaylık olarak niteledi. Yusuf Yeşilırmak; vakıf, dernek ve sandıklarda 8 milyar dolarlık bir birikim olduğunun tahmin edildiğini belirterek, "Şu anda bireysel emeklilik sisteminde 5.3 milyon YTL’lik bir fon olduğu düşünüldüğünde, söz konusu aktarımların gerçekleşmesi durumunda sistemin ne denli büyüyeceği ortadadır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dernek ve vakıflardan bireysel emekliliğe nasıl geçilecek&lt;br /&gt;Üyelerine ve çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf ve sandıklar 9 Ağustos tarihinden itibaren birikimlerini bireysel emeklilik sistemine aktarabilecekler. Aktarım için dernek, vakıf veya sandık yönetim kurulunun karar alması yeterli olacak. Bir derneğin ya da vakfın tüm üyeleri bireysel emeklilik sistemine geçebileceği gibi, bireysel geçişler de yapılabilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktarılacak birikim tutarı emeklilik şirketine bir kere de ve nakden yapılacak. Aktarım yapılan tutar üzerinde emeklilik şirketi herhangi bir kesinti yapamayacağı gibi giriş aidatı da alamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireysel emeklilik sistemine geçen vakıf üyeleri, sistemden en az üç yıl kalmak zorundalar.&lt;br /&gt;Kişilerin vakıf ya da sandığa kayıt oldukları tarih, aktarım sırasında bireysel emeklilik sistemine giriş tarihi sayılacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-7646981069957037531?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/7646981069957037531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=7646981069957037531' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/7646981069957037531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/7646981069957037531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/07/vakiflardaki-birikimlerin-bireysel.html' title='VAKIFLARDAKİ BİRİKİMLERİN BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNE AKTARILMASINA HAZİNEDEN ONAY'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-9208040745876255750</id><published>2008-07-08T03:51:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T04:04:54.033-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıflar Tarafından Kurulacak İşletmelerin Tescilinde Gerekli Belgeler'/><title type='text'>VAKIFLAR TARAFINDAN KURULACAK İŞLETMELERİN TESCİLİNDE GEREKLİ BELGELER</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/SHNJqHSRbeI/AAAAAAAAACY/jgu4odEeXZs/s1600-h/j0399888.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220597380911558114" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/SHNJqHSRbeI/AAAAAAAAACY/jgu4odEeXZs/s200/j0399888.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1. İmzalı ve kaşeli Dilekçe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2. İki adet Vakfın yetkili organı tarafından alınmış ve noterce tastik edilmiş işletmenin kuruluşuna dair karar (Kararda; İşletmenin ünvanı, Açık adresi, Konusu, Sermayesi, İşletmenin temsilcileri, uyrukları ve ev adresleri ile temsil şekli, Medeni kanunun 77. Maddesine göre gerekli olan hallerde denetleme makamının izin veya belgesinin tarih ve numarası açıkça belirtilmelidir)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;3. Vakıf senedinin mahkemece tesciline dair tasdikli dilekçe&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4. Noter Onaylı Vakıf kuruluş/tesis senedi &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5. Mülhak vakıflara ait işletmelerde vakfın mahiyetin ve mütevelli heyetinin tayin tarihlerini gösteren ve vakfiyesinin mahkeme tecili tarihini bildiren ve yetkili Vakıflar Genel Müdürlüğü veya Bölge Müdürlüğünce verilmiş olan belge&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;6. Noter tasdikli İşletme temsilcisinin işletme ünvanı ile düzenlenmiş imza beyannamesi aslı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7. Noter tasdikli veya muhtarlıktan alınmış İşletme temsilcisinin fotoğraflı nüfus örneği aslı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;8. Son altı ay tarihli Noter tasdikli veya muhtarlıktan alınmış İşletme temsilcisinin ikametgah belgesi asılı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9. Ticaret Sicili Tüzüğünün 29. Maddesine göre hazırlanmış taahhütname &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10. İşletmeye ayni sermaye konulmuş ise değer tespitine dair mahkeme kararı ile bilirkişi raporu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-9208040745876255750?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/9208040745876255750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=9208040745876255750' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/9208040745876255750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/9208040745876255750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/07/vakiflar-tarafindan-kurulacak.html' title='VAKIFLAR TARAFINDAN KURULACAK İŞLETMELERİN TESCİLİNDE GEREKLİ BELGELER'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/SHNJqHSRbeI/AAAAAAAAACY/jgu4odEeXZs/s72-c/j0399888.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-4359626692950858432</id><published>2008-05-14T04:07:00.000-07:00</published><updated>2008-05-14T04:21:20.768-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlginç Vakıflar'/><title type='text'>İLGİNÇ VAKIFLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/SCrKdmxraFI/AAAAAAAAACQ/ye-YrXTMvH0/s1600-h/ilgin%C3%A7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200191329726589010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/SCrKdmxraFI/AAAAAAAAACQ/ye-YrXTMvH0/s200/ilgin%C3%A7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yayınladığı İlginç Vakıflar kitabında bulunan 60 vakıf duyanları şaşkına çeviriyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kitapta yer alan bazı ilginç vakıflardan örnekler şöyle: Vakıf medeniyetini ve vakıf ruhunu özellikle genç kuşaklara tanıtmak için yayınlanan kitapta; helva dağıtmak, suyu soğutmak, öğrencileri pikniğe götürmek, insanlara temiz nefes aldırmak, duvarlara yazılan yazıları temizlemek, yaşlı ve hasta olduğu için çalışamayan hamallara yardım etmek gibi birbirinden ilginç nedenlerle kurulan vakıflar yer alıyor. Genel Müdürlük, söz konusu kitapta yer alan ilginç vakıfları çizgi film olarak da hazırlayacak. İsimleri günümüze kadar ulaşan bu vakıfların akar ve hayratlarını Vakıflar Genel Müdürlüğü işletiyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitapta yer alan bazı ilginç vakıflardan örnekler şöyle: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İzmir'de Haziran ayından itibaren şehir merkezinde ve hapishanedeki mahkumlara serinlemeleri için kar dağıtmak için kurulan "Kar Dağıtan Vakfı (Mürselli İbrahim Ağa Vakfı)" &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İstanbul'da öğrencileri pikniğe götürmek için kurulan "Pikniğe Götüren Vakfı (Mustafa Efendi Bin Ahmed Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Aydın'da Orta Mahalleye yaptırılan çeşmeye yaz günlerinde 90 gün süre ile kar taşıyarak suyun soğutulmasını sağlayan "Suyu Soğutan Vakfı (Ahmet Bin Abdullah Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Amasya'da Recep ayında pişirilecek 3 batman helvayı medreseler önünde dağıtan "Helva Dağıtan Vakfı (Ahmet Efendi Bin Hasan Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İstanbul'da Bebek'te kurulan köşk ve limanda insanların temiz hava almalarını sağlayan "Nefes Aldırmak İçin Kurulan Vakıf (Ahmet Nureddin Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Gaziantep'te Ramazan ayında köyüne gitmeyip medresede kalan öğrencilere 5'er kuruş pabuç parası veren "Papuç Parası Veren Vakıf (Antep Müftüsü Mehmed Arif Efendi Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Şanlıurfa'da yetimlere bakılması, yazlık elbise alınması amacıyla kurulan "Yetime Annelik Babalık Eden Vakıf (Hasan Bin Aladdin)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İstanbul'da yaşlılık hastalık gibi sebeplerle mesleğini icra edemeyen kayıkçı ve hamallara yardım etmek, devlet adamlarının geçmediği ve geçmeyeceği tenha yerlerdeki kaldırımları tamir etmek için kurulan "Kayıkçı ve Hamal Dostu Vakfı (Mehmed Esad Efendi Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Allah rızası için savaşa giden gazi ve mücahitlere iyi atlar verilmesini sağlayan "At Vakfı (Mehmet Paşa Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Siirt'te bahçe ve dükkanların amalara vakfedilmesini sağlayan "Amalara Yardım Eden Vakıf (Hüseyin Ağa Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Van Gölü'nde oluşabilecek kaza ve arıza gibi durumlarda insanların yardımına koşacak tam donanımlı acil yardım gemisini hizmete sokan "Van Gölü'nde Acil Yardım Gemisi Dolaştıran Vakıf (Hüsrev Paşa Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Aydın'da Cuma namazına müteakip köy camii önünde cemaate yemek verilmesini sağlayan "Cumayı Şenlendiren Vakıf (Ahmet Çavuş Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Amasya'da köprüleri selin getirdiği ağaç ve taşlardan temizlen "Köprüleri Sellerin Zararından Koruyan Vakıf (Bayezid Han-ı Sani Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İstanbul'da duvarlara yazılan yazıları temizyelen "Duvar ve Sokak Temizliği İçin Kurulmuş Padişah Vakfı (Sultan Mehmet Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İstanbul'da borcundan ötürü hapse girenlere para yardımında bulunan "Borçlu Dostu Vakfı (Mustafa Ağa Bin Mustafa Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bursa'da fakirlere meyve yardımı yapan "Herkese Meyve Vakfı (Mehmed Ağa Bin Hüseyin Nasrullah Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* İzmir'de leyleklerin beslenmesi için kurulan "Leylek Vakfı (Mürselli İbrahim Ağa Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Şam'da düşman eline esir düşen Müslüman esirleri satın alarak kurtaran "Esirleri Kurtaran Vakfı (Saliha Hatun Binti Selahaddin Pehlivan Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Kendilerini kurtarmak isteyen Hıristiyan esirleri kurtarmak için kurulan "Esirlikten Kurtulmak İsteyenlere Yardım Eden Vakıf (Doka Veled-i Petros Vakfı)"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birbirinden ilginç vakıflar arasında yakın tarihte kurulan vakıflar da bulunuyor. 1996 yılında Karaman'da kurulan ve halen faaliyetlerine devam eden eğitim - sağlık hizmetleri ile çevre faaliyetleri yürüten "Çöplükte Fidan Yetiştiren Vakıf (Semiha-Kamil-Adana Özdağ Eğitim Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı)" bunlara bir örnek&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-4359626692950858432?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/4359626692950858432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=4359626692950858432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/4359626692950858432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/4359626692950858432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/05/ilgin-vakiflar.html' title='İLGİNÇ VAKIFLAR'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/SCrKdmxraFI/AAAAAAAAACQ/ye-YrXTMvH0/s72-c/ilgin%C3%A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-5486766050927605582</id><published>2008-02-25T03:55:00.000-08:00</published><updated>2008-02-25T03:56:20.043-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıf Nedir'/><title type='text'>VAKIF NEDİR ?</title><content type='html'>Vakfın Tarifi: İslam Hukuk ilminde yerleşmiş, istikrar bulmuş tarifiyle vakıf; "Fertlerin, menkul veya gayrimenkul bir kıymeti - Harici hiç bir tesir, mecburiyet ve mükellefiyet olmaksızın- sırf kendi rıza, rey ve mubaşeretleri ile şahsi mülkiyetinden çıkarıp hayır ve hasenat kasdyla, yine kendileri tarafından tayin olunan, hayır şart ve hizmetlerinifası için ebedi olarak tahsis eylemesi"dir. Vakfedilen mal, ferdi mülkiyetten çıktığına göre, mülkiyet hakkının gerek kendisine ve gerekse haleflerine temin edeceği her türlü hak ve menfaatler, cemiyetin menfaatine tahsis edilmiş demektir ki, vakfın teessüsüyle birlikte vakfedilen mallar, hükmi şahsiyet iktisap ederler. Bu itibarla diğer bir hukuki tarafıyla vakıf, "mal veya mameleke şahsiyet izafe edilmesi"dir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-5486766050927605582?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/5486766050927605582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=5486766050927605582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/5486766050927605582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/5486766050927605582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/02/vakif-nedir.html' title='VAKIF NEDİR ?'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-7427625580063253019</id><published>2008-02-25T03:51:00.000-08:00</published><updated>2008-02-25T03:54:34.877-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıfların Tarihçesi'/><title type='text'>VAKIFLARIN TARİHÇESİ</title><content type='html'>Tarihte İslamdan evvel bazı kavimlerinkendi usüllerine göre vakıflar kurdukları bilinmektedir. Mesela Hititler ve Uygurlar gibi. Keza Hz. İbrahim (A.S.) a ait olan ve halen (Halilurrahman evkafı) adı verilen vakıflar Arabistan'da mevcuttur. Fakat vakıf müessesesinin esas inkişaf ve kemali, İslamdan sonra ifadesini, bilhassa Osmanlılar'da zirve noktasını bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevzuda müşahhas misal verebilmek ve bu müesseselerin İslami cemiyet ve hayatı üzerindeki tesir ve şümulünü tebarüz ettirmek için bazı garp müelliflerinin müşahedelerini kısaca nakletmekte fayda vardır. MAURAJA d'OHSSON ve M. GATTESCHI 18. ve 19.asırlarda Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gayrimenkul servetin büyük bir kısmını vakıfların teşkil ettiğini söyler. ZEYS, Cezayir'deki araziden yarısının, P. BONNARD'da Tunus arazisinin üçte birinin vakfa ait olduğunu nakleder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf müessesesi, İslam hukukunun içtihada dayanan inkişafının ve kemalinin şayan-ı iftihar meyvesidir. Hukuk ilminin nazariyatına vakıf olanlar, Hazreti Peygamber (S.A.V.) den bu tarafa, hakkında ayet-i kerime bulunmaksızın, sahih hadis-i şeriflerin delil ittihazı suretiyle içtihadi olarak, usul, kaide ve şartlarıyla en ince teferruatına kadar, içtimai hayatta böylesine nafi, temel bir müessesenin teessüsünde başta mezhep imamları olmak üzere sair fakihlerin fevkal beşer meziyet ve gayretlerini, ilimde müstesna rüsuh ve vukufiyetlerini kabul ve teslime mecburdurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (S.A.V.) "Medine-i Münnevere'de malik olduğu yedi kıt'a akarlarını vasiyet yoluyla vakıf ve süknalarını, mü'minlerin fakirlerine şartbuyurmuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Resul-ü Zişan Hazretlerine tebean ashab-ı kiram da bir çok vakıflar vücuda getirmişlerdi. Hazret-i Cabir (R.A.) demiştir ki (Ben muhacirinden, ensardan mal sahibi zimakderet bir zat bilmem ki vakıf tasaddukta bulunmuş olmasın.)" (Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu C. 4, S. 304). Hazreti Ömer (Kasm) adındaki o zamanın ölcülerine göre son derece kıymetli olan hurmalığını, Peygamberimiz (S.A.V.) in tavsiyesi üzerine vakfetmiştir. Hazret-i Ömer hurmalığı hakkında : "Bunu tasadduk edeyim mi?" diye Resul-ü Ekrem'den sormuş. Resul-ü Ekrem (S.A.V.) : "Aslını satılmaz, bağışlanmaz, mirasa konmaz olarak tasadduk et, ancak semerelerinden infak olunsun." şeklinde cevapta bulunmuşlardır. Bilhassa Osmalılar zamanında ecdadımız bu müesseseye o kadar ehemmiyet vermişlerdir ki insan hayatının en teferruati ihtiyaçlarına dahi cevap verebilmek anlayışı ve hassasiyetini göstermişlerdir. Mesela, dul kadınlar, düşkünler için, kimsesiz fakirlerin ölülerini kaldırmak için, sahiplerinden korkan köle ve cariyeler için, kışın kar bastığında aç kalan kuşların beslenmesi için, süt analar bulmak için, yetim ve fakirçocukları korumak ve okutmak için, hatta suya giderken destiyi kıran çocukların desti paralarını ödemek için, paralar ve mallar vakfedilmiştir. Mısır'da (Dar-ur-rıda) denilen bir emzirme yurdu, fakir kadınların çocukların emzirilmeleri için tesis edilmiştir. Bugün Avrupa'da gördüğümüz hayvanları koruma cemiyetlerinin esası, bizdeki vakıflardan intikal etmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara bir misal daha vermek gerekirse, arzedelim ki, Kanuni Sultan Süleyman'ın aslı 218. sayfadan ibaret Süleymaniye Külliyesi Vakfiyesi içinde vakfedilen 5 adet medrese, 3 adet cami (Süleymaniye Camii), 3 adet imarethane, 3 adet mektep, dar-ül hadis, Dar-üşşifa, Daruhane (eczane) hücreler, 2 adet zaviye bulunmakta; bunların mülkü olarak da sayısı bilinmeyen dükkanlar, odalar, bir bostanlık, çeşitli yerlerde 217 adet köy, 30 mezraa, 1 hamam, 2 mahalle, 7 değirmen, 2 dalyan, 2 iskele, 1 çayırlık, 2 çiftlik, 5 karye (köy) mahsulü ve 2 ada ile 1 hisse bulunmaktadır ki bunların değeri, bugünkü para ile milyarlara ulaşır.Netice olarak, ecdatdan intikal eden ve bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü marifetiyle idare edilen vakıflar, her bakımdan muhteşem bir devrin, neslimize tevdi ettiği büyük vediası ve emanetidir. Bu emaneti layık ellerde layık şekilde değerlendirmek ve yeni vakıflarla bu mühim hizmeti devam ettirmek neslimize düşen en büyük vazife olarak kabul edilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-7427625580063253019?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/7427625580063253019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=7427625580063253019' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/7427625580063253019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/7427625580063253019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/02/vakiflarin-tarihesi.html' title='VAKIFLARIN TARİHÇESİ'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-1704038342849884783</id><published>2008-02-04T06:01:00.000-08:00</published><updated>2008-02-04T06:05:48.942-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıf Kiralarından Stopaj Kesintisi'/><title type='text'>VAKIF KİRALARINDAN STOPAJ KESİNTİSİ</title><content type='html'>TARİH : 29.01.2004&lt;br /&gt;SAYI : B.07.4.DEF.0.16.11/GVK:190-04-7&lt;br /&gt;KONU : Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait binanın&lt;br /&gt;kiralanmasında tevkifat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…………………&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLGİ : 15.01.2004 tarihli dilekçeniz.&lt;br /&gt;İlgide kayıtlı dilekçenizden, mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait işyerini kiraladığınızdan bahisle, yapılacak kira ödemelerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi talebinde bulunduğunuz anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 5035 sayılı Kanunun 48/4-d maddesi ile değişmeden önceki 94’üncü maddesinin 5/b fıkrasında vakıflar ve derneklere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında, vakıf ve derneklere yapılan kira ödemelerinden %20 oranında ( bu oran 10.12.2003 tarih ve 2003/6577 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01.01.2004 tarihinden itibaren %22 olarak uygulanmaktadır.) tevkifat yapılacağı hükmüne yer verilmiş, konu ile ilgili ayrıntılı açıklamalar 182 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan, 11.03.1995 tarih ve 22224 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 50 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin V/C bölümünün 3’üncü maddesinin son paragrafında, Devlete, özel idarelere, belediye ve köylere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında anılan kamu kurumlarına yapılan kira ödemelerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmayacağı belirtilmiştir.&lt;br /&gt;Bu durumda, kiralanan gayrimenkulün mülkiyeti, katma bütçeli bir idare olan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait ise ödenecek kira tutarlarından gelir vergisi tevkifatının yapılmaması gerekir. Ancak, söz konusu gayrimenkulün mülkiyeti, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce mazbutaya alınmış bir vakfa ya da bir mülhak vakfa ait ise sözü edilen kira ödemelerinden %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu ile ilgili İlimiz Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden alınan listeden “ …………..” adresindeki gayrimenkulün mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olmadığı, …………’na ait olduğu anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.01.2004 tarihinden itibaren Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesinin 5/b bendinde, 5035 sayılı Kanunun 48/4-d maddesi ile yapılan değişiklikle, mazbut vakıflara ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında yapılan ödemelerden gelir vergisi stopajı yapılması uygulaması kaldırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre; mülkiyeti ……………. ait işyerinin kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden, 31.12.2003 tarihine kadar 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun değişmeden önceki 94’üncü maddesinin 5/b bendi uyarınca %20 nispetinde gelir vergisi tevkifatı yapılması, 01.01.2004 tarihinden sonra yapılacak ödemelerinden ise gelir vergisi tevkifatı yapılmaması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi edinilmesini rica ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-1704038342849884783?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/1704038342849884783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=1704038342849884783' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/1704038342849884783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/1704038342849884783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2008/02/vakif-kiracilarindan-stopaj-kesintisi.html' title='VAKIF KİRALARINDAN STOPAJ KESİNTİSİ'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-8036649325081172371</id><published>2007-12-15T10:36:00.000-08:00</published><updated>2007-12-15T10:46:49.135-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı&apos;da Vakıflar'/><title type='text'>OSMANLI'DA VAKIFLAR</title><content type='html'>Osmanlı'da devlet, vatandaşın canını, malını korumak, asayişi sağlamak, sınırları muhafaza etmek, devlet düzenini ne bahasına olursa olsun her şeyden üstün tutmak, bu düzeni ilgilendiren her türlü yüksek menfaati sağlamakla mükelleftir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayındırlık eseri yaptırmakla, vatandaşı okutmakla, onun ibadetine yarayan yapılar inşa etmekle ve bu gibi şeylerle mükellef değildi. Yalnız askerin üzerinden geçtiği yollar, köprüler, barındığı kaleler ve kışlalar, silahlandığı fabrikalar ve emsali şeyler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu kadar cami, mektep, çeşme, imaret, hastane ve benzerlerini kim yaptırdı? Hemen hiç birini devlet değil! Şahıslar yaptırdı. Asırlarca ayakta durmalarını kim sağladı ve bugün ayakta durmalarını kim sağlıyor? Gene şahıslar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya şahıslar yaptırmazsa? Böyle bir şey olmamıştır ve şahsın yaptırdığı cami, okul ve benzerleri, klasik Osmanlı düzeninde kâfi gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptıranların başında padişahların gelmesinden tabiî bir şey yoktur ve bu husus hiç yadırganmaz. Zira devletin en zengin adamı daima padişahtır. (Son iki padişah, V. ve VI Mehmed hâriç) Vakıf bir cami, mescid, medrese yaptırmak, kuru bina ortaya koyup, buyurun ibadet edin, okuyun demek değildi. Muazzam bir işti. Yapılan binanın asırlarca yaşaması için tedbir almak demektir. Büyük camilerde ve medreselerde, imaret ve hastanelerde, yüzlerce görevli ve muhtacı asırlar boyu durumlarına uygun şekilde beslemek demekti. Bunun için, gelir getirici, bol gelir getirici mallar vakfedilir: Çiftlikler, hanlar, hamamlar, evler ve akla gelen her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Akıl Almaz Vakıflar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;II. Bayezid devri (1481-1512) müelliflerinden Cantacasin, klasik eserlerinde o devir için şöyle der ( s. 207-8) : "Küçüğü ve büyüğü ile Türk ileri gelenleri (seigneurs Turcaz), cami ve hastane yaptırmaktan başka bir şey düşünmezler. Onları zengin vakıflarla techiz ederler. Yolcuların konaklaması için kervansaraylar inşa ettirirler. Yollar, köprüler, imaretler yaptırırlar. Türk büyükleri, bizim senyörlerimizden çok daha hayır sahibidirler, son derece misafir severler. Türk, hristiyan ve yahudileri memnuniyetle misafir ederler. Onlara yiyecek, içecek ve et verirler. Bir Türk, karşısında yemek yemeyen bir adamla Hristiyan ve Yahudi bile olsa yemeğini paylaşmamayı çok ayıp sayar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D'Ohsson'a göre bu derece hayırseverliğin menşei İslâm dînidir. Şöyle der (VI, 302) : "Kur'ân, Türkleri, dünyanın bütün milletlerinin en hayır ve en insan severi haline getirmiştir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vakıf Çeşitleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır sahipleri neler yaptırmışlardır? Akla gelen her şey: Cami, mescid, külliye, medrese, mektep, çeşme, sebil, selsebil, şadırvan, yalak, fıskıye, havuz, kuyu, kaplıca, hamam, çifte hamam, ılıca, hela, yol, köprü, kervansaray, imaret, hastane, kütüphane, namazgah, musallâ, gasilhane, tekke, ribat, zaviye, hücre, dergâh, türbe, künbed, çarşı, pazar, han, bahçe, tarh, lağım, kışla, kale, hisar-beçe, palanka, burç, hendek, tabya, kaldırım, sokak, park, bulvar, miskinhane, kalenderhane, darülkura, darülhuffâz, dârülhadis, muvakkıthane, liman, fener, deniz feneri, yunak (çamaşırhane), yağhane, mumhane, şekerhane, demirhane, dökümhane, fırın, tezgâh, mezbaha, tophane, güllehane, şişhane, ahır, hara, dershane, tımarhane, dârüşşifâ, nişangâh, fetvâhane, menzilhane, nişantaşı, sâyebân, kameriyye, çardak, suyolu, sarnıç, tâbhane (prevantoryum), müftihane, mahkeme, sığınak, kabristan, köşk, konak, saray, sâhilsaray, yalı, ev, meşrûtahane, liman, iskele, kahvehane, bozahane, şırahane, kıraathane, eczahane, mahzen, cedvel (kanal) ve daha pek çok şey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların bir kısmı hayır eseri, bir kısmı da hayır eserlerine gelir sağlayan vakıf mülk olarak yaptırılıyordu. Her birinin çeşitleri de vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hastaneler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hastaneler yalnız, yatan hastalara mahsus değildi. Ayakta tedavi de yapılırdı. Her gelen hastanın tedavisi yapılır ve fakir olduğunu beyan edenlere (başkaca bir vesika falan istenmezdi) bedava ilaç verilirdi. İstanbul, Edirne gibi büyük şehir hastaneleri aynı zamanda hekimlerin ihtisas yeri idi. Hekimler burada, her dalda ihtisas yaparlardı. Umumî ve yalnız bir tip hastalığa mahsus olanları dünyaca ünlüdür. 1451'de kurulan Edirne ve 1514'te kurulan Karacaahmed (İstanbul) cüzzam hastaneleri de tıp literatüründe ünlüdür. Zira XIX. asırdan önce cüzzamlılar, Avrupa'da hastaneye alınmıyor, ıssız yerlere sürülüp kaderlerine terk ediliyorlardı. Dışarıdan ayak üstü tedavi ve ilaç almak için gelenler, sabahtan öğleye kadar kabul ediliyorlardı. Öğleden sonra, yalnız yatan hastalarla uğraşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneler bir iki istisna ile yalnız müslümanlar için değildi, "Allah'ın kulları olan bütün beşeriyete" açıktı. Batı'daki hastaneler ise yalnız ülkenin mezhebindeki mezhepten hasta kabul ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;150 ilâ 300 hasta tedavi edebilen hastaneler vardır. Bir kaçı, hem müslüman, hem hristiyan hastayı, ayırmaksızın kabul eder. Kadınlara mahsus hastaneler de vardır. Bazı hastanelerde de kadınlara mahsus kısımlar bulunur ve bunlar, mutlak şekilde erkek hastalara ait kısımdan ayrılmıştır. Kadın hastalar, mutlaka kadın hastabakıcılar tarafından bakılır. Hekim olmayan hastane mensubu, kadın hastanın yanına bile yaklaşamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha 1396'da Schiltberger, Bursa'da her dînden hasta kabul eden 8 hastane bulunduğunu yazmaktadır. Bundan tam bir asır sonra da Cantacasin (s.204), Sultanmehmed (Fatih) hastanesi'ni anlatırken, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi hasta kabul eden, hastalarına çok büyük ihtimamla bakan, fevkalâde büyük geliri olan bir müessese olduğunu söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İmâretler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çok büyük bir sosyal yardım müessesesi imâretti. İçlerinde hayret uyandıracak derecede muazzam olanları varı. Nisbeten küçük bir müessese olan I. Sultan Murad'ın İznik'teki İmârethanesi bile, günde 2000 muhtaca yemek dağıtıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da II.Bayezid İmâreti, günde 1000 muhtaca iki öğün yemek dağıtıyordu (Sarrâf Hovennesyan, v 72; İnciciyan tercümesi, 135, not 2). Kânûni'nin yaptırdığı Süleymâniye İmâreti'nde ise, medresenin 600 softası ve hastalar dışında sayısız muhtaca yemek veriliyordu (Hovennesyan, v. 68; İnciciyan, 135, n.3). Bu imâret, bir büyük mutfakla üç yemek salonundan ibaretti. Arka tarafta, yolcuların hayvanları için bir ahır vardı ve burada da yolcuların hayvanları bedava yiyip tımar ediliyordu. Fakat bir yolcu, bu şekilde ancak üç gün ve tabiatiyla tamamen bedava misafir ediliyordu. Misafir yolcuların beş kişisi bir sofraya alınıyor ve her öğünde böyle 40 sofra kuruluyordu. Demek ki yalnız yolcu sıfatıyla günde 200 kişi yemek yiyordu. Her yolcuya günde 50 dirhem bal, misafirin hayvanına günde bir şinik arpa veriliyordu. Padişahın vakıf şartı böyleydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vakıflar ve Sosyal Yardım&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;D'Ohsson (II,460-1) şöyle diyor: "İmâretlerde fakirlere her öğün bir ekmek, bir tabak dolusu koyun eti ve bir tabak dolusu sebze verilmektedir. Fakir olarak tanınmış ailelere ayrıca günde 3 ilâ 6 akça nakdî yardım yapılıyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih imâret ve kervansarayında her şeyin mükemmel ve bedava olduğunu, orada yalnız fakirlere değil, kibar yolcuları da gözleriyle gördüğünü nakleder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II.Murat'ın 1436'da yaptırdığı Edirne'deki Muradiye İmâreti için 436718 akça gelir getiren vakıflar temin etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1611 yılı haziranında Polonyalı Simeon, Edirne'ye gelmiştir. "İstanbul-Edirne yolunun iki tarafı kâmilen kaldırım döşelidir". Her konakta hanlar, hastaneler, kervansaraylar, hamamlar vardır. Her menzildeki imâretlerde yolculara günde iki öğün bedava pilav, yahni (et), zerde ve iki fodla(ekmek) verilmektedir. Hayvanlar aynı şekilde bedava bırakılmaktadır. Kervan, bin kişilik olsa gene aynı ihtimam gösterilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XV. asrın ilk yıllarında Bursa'da 7 imâret vardı. Alman gezgini Schiltberger'e göre bu imârette "Hristiyan, Mûsevî veya putperest olmasına bakılmaksızın, her yoksul, yiyip içebiliyordu." (Telfer nş., s. 404). Bu yazar, Bursa'nın 1400 yıllarında, Yıldırım Bayezid devrinde, Osmanlı taht şehri Edirne'ye nakledilmeden hemen önceki yıllarda, Bursa nüfusunu 200000 olarak vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kervansaraylar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çok büyük hayır müessesesi olduğu kadar, ticareti ayakta ve yolları canlı tutan bir kuruluş, kervansaraylardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kervansarayların daha mütevazı olanlarına "han" denilmektedir. (Vakıf olmayan yolcu hanları yani bugünkü oteller ve şehirlerdeki ticaret hanları ile karıştırılmamalıdır.) Han ve kervansarayların ekserisinin vakıfnâmesinde, yolcuların, hayvanları ile beraber, üç gün misafir edileceği, yedirilip içirileceği şartı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar, mimari bakımından da çok büyük sanat eseri olan muhteşem yapılardır. Sir Paul Ricaut (II,495): "Türkler'in bu binaları, son derece muhteşem yapılardır ve Türk eyaletlerinde pek çoktur." der. Havza gibi mütevazı bir kasabada (Doğu Trakya) böyle iki vakıf hanı vardı, yolcular bedava ağırlanırlardı. Çok büyük gelirli vakıflar tahsis edilmişti. Gelirleri ekseriya artardı. Meselâ Çatalburgaz'da İstanbul-Edirne yolu üzerinde Mustafa Paşa Kervansarayı'nın yıllık gelir fazlası ile haftada bir gün, civar köylere bedava yemek dağıtılıyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'ya yollar üzerinde her fersahta kervansaray vardır. Bunlar, başka ülkelerde hiç görülmeyen hayır müesseselerdir." Daha XIII. asırda birinci imparatorluk Türkiyesi'nde, üç saatlik mesafeye bir kervansaray kondurulmuştu ve bu Selçukoğulları'nın eseriydi, başka ülkelerde yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türbeler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türbelerin bakımı için de vakıflar yapılmış olması tabiîdir. Bunların en muazzamı Eyüp Türbesi idi. 10 türbedar, 72 hafız olmak üzere türbenin hizmetinde 117 kişi bulunuyordu. (T. Öz, İstanbul camileri, I, 55). Zira dünya müslümanlarının büyük ziyaret yerlerinden biriydi ve her gün binlerce ziyaretçisi bitip tükenmek bilmezdi. Avlusundaki binlerce leylek ve güvercinin beslenmesi için de tertibat alınmıştı. (Şimdi leylek çok azalmıştır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ziyaret edilen ikinci türbe, Fatih Türbesi idi. Dindarâne bir titizlikle bakılırdı. 12 daimî hizmetkârı vardı. Ayrıca 90 kadar hafız, her biri günde 16 dakika Kur'ân okumak üzere her gün münâvebe ile türbeye gelirdi. Bu suretle 1481'den 1924'e kadar 443 yıl boyunca, Fatih'in başucunda, bir dakika olsun Allah kelamı eksik olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Su Vakıfları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son derece sevap sayılan vakıflardan biri, su vakıfları idi. Her taraftan su akardı. Bazı camilerde -abdest almak için- yaz kış sıcak su akması, o caminin vakıfnâmesi icabı idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su vakıflarının en büyük masraflıları şüphesiz suyolları ve barajlardır. Su bulunan bir yerden, nüfusu kalabalık bir iskân mahalline su vermektir. Meselâ Kânûnî, Mekke'ye bol su getirtmiş ve Harem-i Şerif'i 360 kubbe ile örttürmüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-8036649325081172371?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/8036649325081172371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=8036649325081172371' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/8036649325081172371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/8036649325081172371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/12/osmanlida-vakiflar.html' title='OSMANLI&apos;DA VAKIFLAR'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-3170975885007773665</id><published>2007-07-26T05:35:00.000-07:00</published><updated>2007-10-23T01:02:58.589-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıf Medeniyeti'/><title type='text'>VAKIF MEDENİYETİ</title><content type='html'>Bir Mevlana  Celaleddin-i Rumi  uzmanı ve hayranı olan İtalyan doğu bilimcisi Anna Masala milletimizi şöyle bir benzetme ile anlatıyor: “ Siz, içi kıymetli mücevherlerle dolu bir sandığın üzerinde oturup, üzerinde oturduğu zenginliğin farkında olmadan ellerini açmış dilencilik yapan kişiye benziyorsunuz.”  İşte bizim farkında olmadığımız veya hor kullandığımız nice zenginliklerimizden birisi de vakıf kurumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfı kısaca “Bir kimsenin Allah’a yakın olmak maksadıyla para  veya mülkünü belirli bir amaca hizmet için tahsis etmesidir.” diye tarif edebiliriz.Toplumun maddî ve manevî ihtiyaçlarının karşılanmasında çok büyük yeri olan vakıfların, ne zaman ortaya çıktığı konusunda, bilim adamlarınca çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bir kısım araştırmacılar vakfın İslamiyet'ten önce de var olduğu fikrini savunarak Sümerlere, Eski Türklere, Roma ve Bizans İmparatorluğuna kadar dayandırmaktadır. Ancak vakıf  gerçek manada anlamını İslam dini ile bulmuştur. Bu konuda  ilk örneği de Hazreti Peygamber Fedek’deki hurma bahçesini vakfetmek suretiyle göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan gerçekte bencil, yani kendisini daha çok düşünen bir varlık olarak bilinirken nasıl oluyor da kendisine ait olan mallarını toplumun hizmetine sunarak bir diğer gamlık örneği haline gelebiliyor? Bu sorumuzun cevabını herhalde bazı hadis-i şeriflerde bulmak mümkündür. Şöyle ki; “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan, malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, Allah yolunda harcananın da en hayırlısı halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır.” Yine  “İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir. Sadaka-i cariye (sevabı devam eden sadaka) faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” Ve "Kim bir kardeşinin sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü o kimsenin sıkıntısını giderir." buyruluyor. İşte bu teşvik ve müjdeler atalarımızın hayır eserleri yapma ve yaşatma konusunda bir yarış içerisine girmelerini ve toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayan bir vakıf medeniyeti ortaya çıkarmalarını sağlamıştır.&lt;br /&gt;Vakıflar İslam hukukuna göre kurulan ve işletilen kuruluşlardı. Vakıf yapmak isteyen şahıs bir vakfiye yazarak Kadıya müracaat eder. Vakıf Senedi denilen vesika mahkemece tescil edilirdi. Vakıf Senedine padişah da dahil herkes uymak zorundadır. Vakıflara hayırlı hizmet edenler hakkında, elbette ki hayırlı ve güzel bulunmaktadır: "Allah onun arzularını kolaylaştırsın, yol eylesin, iki cihanda aziz etsin" gibi. Ancak, vakıf mallarına ve vakıflara hainlik eden, onu iyi kullanmayan, değiştirenlere de beddualar vardır. Hazine Vekili Hafız İsa Ağanın Temmuz 1818 tarihli vakfiyesinde "... vakıf gelirlerini haksız olarak yiyenler, dünya ve ahirette mutluluk yüzü görmesinler" denilmekte; Pertevniyal Valide Sultanın 4.12.1872 tarihli vakfiyesinde "Şayet bir nice zaman sonra vakfı değiştirir, bozmaya temayül edenler olursa veya vakfın bozulmasına sebep olursa, yerleri ve gökleri yaratan ve bizlere bunca nimetleri veren Allah'ın kahır ve gazabına uğrasın ve dünyada, ahirette rahat yüzü görmesin ve iki cihanda rezaletten kurtulmasın" denilmektedir. Vakıf kurumunun tarihî seyrine baktığımız zaman, Emeviler ve Abbasiler döneminde hızla gelişen vakıflar, Abbasiler döneminde hukuksal esasları da belirlenerek bütün İslâm alemine yayılmıştır. Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile birlikte vakıflar daha da önem kazanmış, daha sonraki Beylikler döneminde de bu müessese gelişmiş, en mükemmel ve görkemli dönemine ise, Osmanlı Devleti  zamanında ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devletinde vakıfların toplumun tüm ihtiyaçlarını karşıladığını şu sözler ne güzel anlatmaktadır. “Vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir evde doğar. Vakıf beşikte uyur, vakıf mallarından yer, içer; vakıf kitaplarından okur, vakıf bir okulda hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır; öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur  ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü.İbadet alanında (Cami,mescit,namazgah),eğitim alanında  ( Medrese, sıbyan mektebi,tekke ve zaviye, kütüphane), sağlık alanında ( Darüşşifa, Bimarhane ), ulaşım alanında (yol,  köprü ve kervansaray) gibi ihtiyaçlar vakıflar aracılığı ile karşılanırken, yolculara yardım, esirleri hürriyetine kavuşturmak,mektep çocuklarının gezdirilmesi, tükürülen yerlere dezenfekte etme amacı ile kireç dökülmesi, fakir kızlara çeyiz temin edilmesi , evlatlık ve hizmetçi kızların kırdıkları tabakların tazmin edilmesi, fakir ve borçlularla ilgili vakıf; hayvanlara mera ve çayır temini, kışın karlı günlerde yaban hayvanlarına yem veren vakıflar, yaz aylarında su ve şerbet dağıtılması gibi insanlık onurunu yücelten,daha da ötesi sevgi ve merhametlerini diğer canlılara gösterdikleri özel alanlardaki hizmetlerde vakıflar aracılığı ile karşılanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirler arası yollar, önemli stratejik mevkilere kervansaraylar yaptırılarak sürekli işler halde tutulmuş, böylece yolcu ve tüccarlara yol güvenliği ve konaklama imkânı sağlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kervansarayların vakfiyelerinden buralara yerli-yabancı, hür-köle, kadın-erkek, müslim- gayr-i müslim herkesin kabul edildiğini yolcuların gıda, ilaç hatta ayakkabı ihtiyaçlarının karşılandığı ve hayvanlarına da bakıldığını öğrenmekteyiz Vakıf hastanelerde her din ve ırktan insan tedavi ediliyor, gerekirse ücretsiz ilaç veriliyor, doktor temin ediliyordu. Orta Çağda, hatta yeni çağda Avrupa ülkelerinde akıl hastaları içerine şeytan girmiş diyerek yakılırken atalarımız kurdukları bimarhanelerde akıl hastalarını güzel ve kokulu çiçekler, değişik makamlardaki müzik, şırıl şırıl akan ve insana huzur veren su sesi ile tedavi ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı merkezli bir  medeniyetin ürünü olan vakıfların en önemli amaçlarından birisi de “vakıf insanlar” yetiştirmektir. Zira vakıf kuranlar mallarını bağışlarken, onlar hayatlarını vakfetmişler ve insanlara yürek yürek sevgi ve mutluluk bağışlamışlardır. Vakıf insanlar hizmet zamanlarında en ön saflarda yer alırken, ganimet dağılırken de ortalıkta görünmezler.&lt;br /&gt;Bugün bize düşen görev ya vakfeden olmak,ya vakıf insan olmak,ya da vakıf insan yetiştiren bahçıvan olmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-3170975885007773665?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/3170975885007773665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=3170975885007773665' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/3170975885007773665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/3170975885007773665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/07/vakif-niversiteleri_26.html' title='VAKIF MEDENİYETİ'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-4986600299423154702</id><published>2007-07-20T05:19:00.000-07:00</published><updated>2007-07-20T05:42:53.874-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıf'/><title type='text'>VAKIF</title><content type='html'>İslâm hukukunda vakıf muamelesi için "Vakıf", "Habs veya Hums" ve "Sadaka" olmak üzere üç terim kullanılmıştır. Vakf veya vakıf (va-ka-fe) kökünden arapça bir mastar olup; sözlükte; hapsetmek ve alıkoymak demektir. Kök anlamın kapsamı ederek genişlemiş ve bir malı; mülkiyetin nakli sonucunu doğuran tasarruflardan menedip, gelirini sürekli olarak yoksullara tahsis etmek anlamını kazanmıştır. Çoğulu "evkâf" ve "vukûf 'tur. Vakıf kelimesi bir isim olarak, edilgen kök, yani "vakfedilen mal" anlamını ifade eder. Osmanlı Devleti uygulamasında "evkif ' tabiri, bu anlamda vakfın çoğuludur (İbn Mahzur, Lisanu'l-Arab, Beyrut, t.y., III, 969-970).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm Peygamber'i Hz. Muhammed bazı hadislerinde vakıf yerine eş anlamlısı olan "habs" kelimesini kullanmıştır (Buharî, Vesaya, 22, 28; Eyman, 33; Müslim Vasiyye, 15, 16).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Şafiî (ö. 204/819) ile Mâliki hukukçular ve bunları izleyenler, Hz. Muhammed'in ifadesine sadık kalarak, vakıf için "habs" veya "hubs" ile çoğulu olan "ahbâs" terimini kullanmaya devam etmişlerdir (Şafiî, el-Ümm, Beyrut 1973, IV, 51, 58; Malik, el-Müdevvene, Beyrut 1323, IV, 98-111).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf yerine "sadaka" kelimesinin kullanıldığı da olmuştur. Sadaka; yoksullara Allah rızası için verilen şey, sevap kazanmak amacıyla hibe edilen mal, demektir (Şafiî, IV, 51; Ali Haydar, Tertibu's-Sünuf,101 vd.) Bu kelimeye muharreme (dokunulmaz hâle gelen), müebbede (ebedî kılan) veya câriye (devam eden) gibi sıfatlar eklenerek vakıf anlamı kazandırılmıştır (Şafii aynı yer). Hanefilerin büyük çoğunluğu, işin başından itibaren vakıf terimi kullanmayı tercih etmekle birlikte, bazı Hanefî hukukçuları, konu başlığı olarak "Vakıf ve Sadaka"yı birlikte kullanmışlardır (el-Kâsânî, Bedayiu's-Sanâyi, Beyrut, 1974, IV, 217).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf, bir hukukî müessese olarak şöyle tarif edilmiştir: Vakıf; kendisinden yararlanmak mümkün ve caiz olan bir malı, devamlı olarak Allah'ın mülkü olmak üzere temlik ve temellükten menetmek ve menfaatını (gelirini), Allah rızası için bir hayır cihetine tasudduk etmektir. Burada mal, vakfedenin mülkiyetinden çıkar ve Allah'ın (toplumun) mülkü haline gelir. Böyle bir malın yönetimi artık vakıfnamedeki şartlara ve genel esaslara göre olur (İbnü'l-Hümâm, a.g.e., V, 40; el-Kubeysî, Ahkâmü'l-Vakf, Bağdat, 1977, I, 75-78).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hanife'nin (ö. 150/767) tarifi şöyledir: Vakıf, mülk olan bir ayn'ı, vakfedenin mülkiyetinde alıkoymak ve gelirini yoksullara veya başka hayır yollarına tasadduk etmekten ibarettir (es-Serahsî, a.g.e., XII, 27; İbnül Hümâm, a.g.e., 37-40; Kübeysi, a.g.e., I, 69 vd). Malikiler, vakıfta ebediliği (te'bid) şart koşmazlar ve kısa süreli vakfı da geçerli sayarlar. Bir ev, dükkân veya araziyi belli süre için kiraya verip, kira bedelini hayır yoluna sarfetmek gibi (Mâlik, el-Müdevvene, VI, 98 vd.; Kübeysî, a.g.e., 78-80).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfın Ortaya Çıkışı&lt;br /&gt;Vakıf müessesesinin tarihi çok eskilere dayanır. İslâm'dan önce Arabistan'da bilinen en eski vakıf Mekke'deki Kâbe'dir. Kâbe, yeryüzünde ilk mabed olarak kabul edilir ve yapının temelleri Hz. Âdem'e kadar dayandırılır. Bu günkü Kâbe şeklinin İbrahim Peygamber ve oğlu İsmail tarafından inşa edildiği Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilir (el-Bakara, 2/125; Alu İmran, 3/96-97; el-Maide, 5/97; el-Hac, 22/26).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'da vakıf Kur'ân, Sünnet ve İcmâ' (İslâm bilginlerinin görüş birliği) delillerine dayanır. Kur'ân'da doğrudan vakıfla ilgili görülen âyet şudur: "Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz" (Alû İmran, 3/92). Ashab-ı Kiram'dan Ebu Talha (ö. 34/654) bu âyet inince; "Rabbımız bizden mallarımızı kendi yolunda harcamamızı istiyor. Ey Allah'ın elçisi, en sevdiğim "Beyruhâ" arazimi Allah için tasadduk etmek istiyorum" dedi. Hz. Muhammed'in, araziyi en yakın hısımlarına vermesini tavsiye etmesi üzerine de, onu amcasının oğulları ve diğer bazı hısımları arasında taksim etti (Buharî, Zekat, 44). Tefsir bilginlerinin çoğu ve hadisçiler bu âyeti vakıfla açıklamışlardır (Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrut, t.s, IV, 132-134; el-Cassâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, 1335, II, 18).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhamed'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Devamlı sadaka (sadaka-i câriye) meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk bırakanlar" (Müslim, Vasıyye, 14; Ebû Davud, Vesâyâ, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36). Hadiste geçen "sadaka-i câriye" nin vakfı da kapsamına aldığında şüphe yoktur. Hz. Âişe'den (ö. 57/676) nakledildiğine göre, Allah'ın elçisi Medine'deki yedi parça mülkünü vakfetmiştir. Bu mülkler: A'vaf, Sâfiye, Delâl, Müseyyeb, Bürka, Hismâ ve Meşrebe'dir. Nadiroğuları'ndan Muhayrîk isimli bir şahıs şöyle bir vasiyette bulunmuştu: "Ben ölünce, tüm mallarım Allah elçisine ait olsun, O dilediği yere sarfetsin." Muhayrîk'in Hicret'in 2.nci yılında ölmesi üzerine tüm malları, Hz. Muhammed'e kalmış, o da bu malları, bir görüşe göre Abdulmuttalib ve Hâşimoğulları'na, başka bir rivayete göre, ise, İslâm'ın ve Müslümanların acil ihtiyaçlarına vakfetmiştir. İslâm'da ilk vakfın bu olduğu kabul edilir (Müslim, Fezâilü's-Sahâbe, 196; A. b. Hanbel, Müsned I, 45).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer (ö. 23/643) çok sevdiği bir araziyi vakfedişini şöyle anlatır: "Allah'ın elçisine; Hayber topraklarının taksimi sonucu, ömrümde sahip olmadığım güzel ve değerli bir arazi bana isabet etti, bu konuda ne buyuruyorsunuz? dedim. Hz Peygamberde: İstersen malın mülkiyetini elinde tut, semere ve gelirini ise yoksullara tasadduk et" buyurdu. Hz. Ömer, arazisini; satılmamak, bağışlanmamak ve mirasla da geçmemek üzere, yoksullara, yakın hısımlara, miskinlere, yolda kalmışlara, Allah yolunda savaşanlara ve azatlık anlaşması yapan kölelere vakfetti. Mütevellinin de bundan örfe göre yiyebileceğini şart koştu. Bu konuda bir vakıfnâme düzenleyerek kızı Hafsa'ya (ö. 41/244), sonra da nesline teslim ve vasiyet etti. (Buharî, Vesâyâ, 22, 28, Eymân, 33; Müslim, Vasiyye, 15, 16).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashâb-ı kiramın pek çoğu mallarım vakfetmişlerdir. Hâlid bin Velid'in (ö. 21/641) zırhını ve savaş atlarını vakfetmesi (Buharî, Cihad 89, Zekat, 49; Müslim,Zekat, 11; Ebu Dâvud, Zekât, 22), Hz. Ali'nin (ö. 40/660) Yenbu'daki bir arazisini ve çeşmesini vakfetmesi (Beyhâkî, Sünen, IV,160,161; Kübeysî, a.g.e., I, 101) ve Hz. Osman'ın (ö. 35/655) susuzluk çekildiği bir sırada, Medineli bir Yahudi'den Rume kuyusunu satın alıp, suyunu ebedi olarak topluma bağışlaması bunlar arasında sayılabilir (Müslim, Şirb, 1; Tirmizî, Menâkıb, 18). Câbir bin Abdillah'tan şöyle dediği nakledilmişir: "Ben Mekkeli ve Medineli Müslümanlardan mal ve mülk sahibi olup da, vakıf yapmamış bir kimse bilmiyorum" (İbn Kudame, el-Muğnî, Mısır, 1970, IV, 4).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfedilecek Malda Aranan Şartlarİslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre vakıfta ebedilik (te'bid) şart olduğu için, vakfedilecek malın buna el-verişli olması gerekir. Diğer yandan maldan yararlanmanın da mümkün ve caiz olması gerekir. Bunun için vakfedilecek malda aşağıdaki özelliklerin bulunması öngörülmüştür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Mütekavvim Mal Olması: Kendisinden yararlanmak mümkün ve meşru olan mala "mütekavvim", bu özelliği taşımayan mallara ise "gayri mütekavvim" denir. İnsan fıtratının kendisine meylettiği, değer verdiği ve ihtiyaç için biriktirdiği şeye mal denir. Bunlar menkul ve gayri menkul, yararlanılması (intifaz) mubah olan ve olmayan diye ikiye ayrılırlar. İşte, vakfedilecek şeyin, ev, dükkan, arazi gibi ayn'ından veya gelirinden yararlanılması caiz olan mal niteliğinde bulunması gerekir (Kübeysî a.g.e., I, 351, 352; Hamdi Döndüren, İslâm Hukukuna Göre Alım-Satımda Kâr Hadleri, Balıkesir, 1984, 19).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Malın Belirli Olması: Vakıf malın anlaşmazlığa yol açmayacak şekilde belirli bir mal olması gerekir. Şu evimi veya dükkânımı vakfettim, demek gibi. Yer ve miktarını belirtmeksizin "Şu toprağımın bir bölümünü veya beş-on tane zeytin ağacım vakfettim" gibi sözlerle yapılacak vakıf, anlaşmazlığa yol açabileceği için geçerli olmaz (İbn Nüceym, el-Bahru'r-Raik, 2. Baskı, Beyrut, t.s., V, 217).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c- Vakfedenin Mülkü Olması: İslâm hukukçuları arasında, vakfedilen malın, vakfedenin mülkü olmadıkça, vakıf tasarrufunun geçerlilik kazanamayacağı konusunda görüş birliği vardır (Kübeysî, a.g.e., I, 355,356).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d- İfraz Edilmiş olması: Kendisinden ancak ayn'ıyla intifa olunabilen mabed, hastane, kabristan ve kütüphane gibi vakıflarda, vakfedilen malın ifrazı (bağımsız birim haline getirilmiş olması) şarttır. Tapusu hisseli olan yerler bu gibi vakıflar için elverişli değildir. Allah rızası için yapılması gereken vakıfla ortaklık bağdaşmaz. Bir gayri menkulün bir ay mabed, bir ay da iş yeri olarak kullanılması düşünülemez. Ancak alt katların dükkân ve üst kattarın mescid yapılması halinde vakfa gelir sağlamak amacıyla, bu caiz görülmüştür (es-Serahsî, el-Mebsut, XII, 37; İbnu'l-Humâm, a.g.e., V, 46).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayn'ıyla intifa olunmayan, sadece gelirinden yararlanılan şâyi hisseli yerden bir hissenin vakfedilmesi çoğunluk İslâm hukukçularına göre caiz olup, böyle bir vakfın bağımsız birim haline getirilmesi (ifraz) şart değildir. İmam Muhammed eş-Şeybânî, vakıfta mütevelliye teslimi şart koştuğu için, hisse vakfını caiz görmez. O, bu konuda vakfı; bağışlama ve sadaka tasarrufuna benzetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., XII, 37; İbnu'l-Humâm, a.g.e., V, 44-46). Osmanlı Devleti uygulamasında, fetvaya çoğunluğun görüşü esas alınmakla birlikte, şer'iyye sicillerinde İmam Muhammed'in görüşü doğrultusunda kararlar verildiği de görülmüştür (Molla Hüsrev, Düreru'l-Hukkâm, İstanbul 1317, II, 134; el-Fetâvâ'l-Hindiyye, II, 365).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menkullerin Vakfı&lt;br /&gt;Vakıfta devamlılık (te'bid) esas olduğu için, prensip olarak vakfın gayri menkul kabilinden olması gerekir. Bu özelliğe sahip olmayan menkulleri vakfetmek caiz değilse de Hanefilere göre şu üç istisna saklı tutulmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Gayri Menkule Tabi Olma:Ebû Yusuf ve İmam Muhammed eş-Şeybânî'ye göre teâmül bulunmasa bile, menkul malların bir gayri menkule bağlı ve tabi olarak vakfedilmesi mümkündür. Arsa ile birlikte binayı, arazi ile birlikte bazı hayvanları ve tarım âletlerini vakfetmek gibi (İbnu'l-Humâm, a.g.e., V, 48; İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtâr, IV, 361). Mütemmim cüzler, yol, geçit, su içme, su alma hakkı gibi irtifak hakları da gayri menkule bağlı olarak kendiliğinden vakfedilmiş sayılır. Mâlikîlere göre, intifa hakkı ve sınırlı bazı aynî haklar bağımsız olarak da vakfedilebilir (el-Fetâvâ'l-Hindiyye, II, 363).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Hakkında Nass (Hadis) Bulunması:Vakfın gayri menkul olması prensibinin ikinci istisnası, vakfedilmesinin cevazı konusunda hadis bulunmasıdır. Silah, ve at gibi savaş âleti ve malzemelerini vakfetmek gibi. Nitekim Hâlid bin Velid (ö. 21/641) savaş silahını ve zırhını Allah yoluyla vakfetmiştir. Hz. Muhammed bunu tasvib etmişti (Buhârî, Cihâd, 89, Zekât, 49; Müslim, Zekât, 11). Hz. Hafsa'nın da Kur'ân vakfettiği nakledilir (es-Serahsî, Şerhu's-Siyeri'l Kebîr, Mısır 1972, V, 2104). Ebû Yusuf, menkul vakfını bu hadislerle sınırlı tutarak, sadece savaş için at, deve ve silahların vakfedilebileceğini belirtmiştir. O'na göre, "kıyasa aykırı olarak sabit olan hüküm, başka bir hükme esas olamaz. Çünkü vakıfta gayri menkul olma esas olduğu için, menkul vakfı temelde kıyasa aykırıdır" (İbnü'l-Hümam, Fethu'l Kadir, Bulak,1316/1898, V, 49-50).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Teâmül Bulunması:İmam Muhammed eş-Şeybânî'ye göre, hakkında nass (âyet-hadis) bulunmasa da, vakfedilmesi teâmül haline gelen menkullerin vakfı geçerlidir. Kitap, ev, balta, gelinlik, el-bise, mutfak eşyası, mushaf, bazı kitaplar, dinar, dirhem (nakit para) ve mislî (standart) menkuller bunlar arasında sayılabilir. Örf ve teâmül; toplumda, İslâm'a aykırı olmayan bir işin çokça yapılmasıyla gerçekleşir. İmam Muhammed burada istisna' (eser sözleşmesi yapma) aktinde olduğu gibi "istihsan" deliline dayanarak kıyası terketmiştir. Bu duruma göre,bu beldede menkul bir malın vakfedilmesi örf ve âdet halini almışsa, bu çeşit menkullerin vakfı geçerli olacaktır (Serahsî, a.g.e., V, 2083-2087; İbn Kudame, el-Muğni, V, 585).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu uygulamasında, "teâmül" kriteri esas alınarak, örfleşmiş bulununca menkullerin vakfı caiz görülmüş ve nakit para vakfı da menkul kapsamına alınmıştır. Hanefiler dışındaki üç mezhep, prensipte para vakfına karşı değildir. Ancak asıl, para vakfına cevaz veren ve vakfedilecek nakit paraların işletilme yöntemlerini belirleyen, Hanefî müctehidlerinden İmam Züfer'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddî bir karşılık beklemeden başkalarına yardım etmek gibi ulvî ve fevkalâde bir düşüncenin mahsûlü olan vakıf müessesesi, yüzyıllardan beri islâm ülkelerinde büyük bir ehemmiyet kazanmış, sosyal ve ekonomik hayat üzerinde derin tesirler icra etmiş olan dinî ve hukukî bir müessesedir. İnsan fıtratında mevcud olan yardımlaşma hissi, şüphesiz ki insanlık tarihi kadar eskidir. Bu his, dinî emir ve hükümlerle birleşince daha bir kuvvet kazanır. İslâm ülkelerinde vakıfların, asırlarca büyük bir fonksiyonu icra etmesinin sebebini burada (dinî his) aramak lâzımdır. Çünkü "insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan; malın en hayırlısı, Allah yolunda harcanan (başka bir ifade ile vakfedilen), vakfın en hayırlısı da insanların en çok duydukları ihtiyacı karşılayandır" prensibinin mânasını çok iyi bilen Müslümanlar, bu yolda birbirleri ile âdeta yarışırcasına vakıf eserler kurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm âleminde vakıfların dinî bir mahiyet taşıması, onların devamlılığını sağlıyordu. Nitekim, dinî inanç ve düşüncesinin güçlü olduğu müesseseler olarak vakıflar, siyasî çalkantı ve idarî istikrarsızlıklar dışında kalıyorlardı. Bu sayede onlar, Müslüman toplum hayatında istikrar ve devamlılık sembolü olarak devam ediyorlardı. Nitekim, vakfedilen gayr-i menkuller, herhangi bir sebeple müsadere edilemeyeceği, kullanım sahası değiştirilemeyeceği ve vakfiyedeki esaslara aykırı davranmadıkça mütevellileri değiştirilemeyeceği için bu müesseseler, siyasî ve idarî müdahalelerin dışında kalıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dünyasında önemli bir müessese olarak vakıfların oynadığı rol, çok büyüktür. Bu bakımdan, onun kuruluşu ile ilgili hukukî kaide ve prensipler ortaya konmuştur. Buna göre vakıfların kuruluşu tescil, vasiyet ve fiille olmaktadır (Açıklamalar hakkında geniş bilgi için bk. Ziya Kazıcı, Vakıflar, İstanbul 1985, s. 37-38).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmiyet, kuruluşundan itibaren ulvî ve insanî gayeleri hedef alan her müesseseyi geliştirmeye çalıştığı için vakıfları da faydalı görerek onları teşriî sahasına almıştır. Sadaka, Kurban ve Zekât gibi ictimaî müesseselerin gayesi de fakir ve yoksulları bu sıkıntılarından kurtarmak olduğundan, İslâm'da önemli bir mevkiye sahip kurumlar olarak vaz' edilmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dünyasında, vakıfların geniş bir şekilde yer edip gelişmesinde Hz. Peygamber'in biraz önce bahs ettiğimiz hadisinden başka, bizzat kendisinin de vakıf yapması, önemli bir âmil olmuştur. Hz. Peygamber Medine'de kendisine ait bulunan hurma bahçesini vakf edip hâsılatını "havadis-i dehr"e yani İslâm'ın müdafaasını icab ettirecek hadise ve mübrem ihtiyaçlara tahsis etmiştir. Aynı şekilde Fedek hurmalığını da yolculara vakf ettiğini biliyoruz (Ömer Hilmi Efendi, İtifu'l Ahlaf 10; Ömer Nasuhi bilmen, Istılah, IV, 304). Kur'ân-ı Kerîm ile Hz. Peygamberin emir ve tatbikatları Müslümanlar için uyulması gereken bir vazife telakki edildiğinden bu konuda mü'minler aramda âdeta bir yarış sürüp gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber'in ashabı da O'nun yolunda yürüyerek çeşitli vakıflar kurmak suretiyle insanlığa hizmet ettiler. Nitekim Câbir (r.a) "Ben, Muhacir ve Ensar'dan mal ve kudret sahibi bir kimse bilmem ki vakıf ve tasaddukta bulunmuş olmasın" (Bilmen, a.g.e., IV, 304) diyerek bu durumu belirtmek ister. Bunun içindir ki, Müslüman şehir, kasaba ve köylerde sayısız vakıf vücuda getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmî yardımlaşma prensibinin bir sonucu olarak ortaya çıktığını gördüğümüz vakıflar, İslâm ülkelerinin tamamında sayılamayacak kadar çok ve önemli hizmetler ifa ediyorlardı. Hz. Peygamber ve halifelerinin kurdukları vakıflardan sonra, imkânı olan her Müslüman, böyle bir tesis kurmak için büyük bir gayretle çalışıyordu. Bu durum, sadece zengin Müslümanları değil, aynı zamanda devlet başkanlarını ve devletleri de harekete getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emevîler zamanında vakıflar çok genişledi. Hatta bu dönemde ilk defa yeni yeni teşebbüslerde bulunuldu. Nitekim hicrî 88 senesinde Emevî halifesi Vefid b. Abdillmelik, Ümeyye Camü için ilk defa köy ve mezraları gelir getiren birer kaynak olarak vakfetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emevîlerden sonraki Abbasî devletinde vakıflar daha bir gelişme gösterdi. Hatta bu devlette vakıflar o derece ehemmiyetli bir tesis haline geldi ki, bular için vakıflar nezareti adında bütün vakıfları kontrol eden ve onların bir sisteme bağlanmasını sağlayan teşkilatlar kuruldu (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal, Ankara 1970, 10).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abbasîler devrinde, İslâm camiasının muhtefif siyasî parçalara ayrılması ve nihayet Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulması ile Doğu Müslümanlarının Türk hakimiyeti altına girmesi vakıf müessesenin bir kat daha inkişafına sebep oldu. Selçuklu devletinin "Fatimî-Şiî" hareketine karşı takib atiği Sünnîlik siyaseti, devletin her tarafında yeniden birçok dinî müessesenin vücuda gelmesi ve bilhassa bir çok medresenin açılmasına sebep oldu. Büyük bir malî güce sahip olan Selçuklu sultanları, şehzadeleri ve devlet adamları ile ileri gelenler vakıf kurma bakımından birbirleri ile adeta yarışıyorlardı. Selçuklulardan sonra ortaya çıkan Harzemşahlar, Atabeğler, Eyyubîler, Mısır Memlukluları ile Anadolu Selçukluları sülaleleri hakim oldukları yerlerde malî güçleri oranında vakıflara önem verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dünyasında ayrı bir yeri bulunan Osmanlı devleti de vakıflara büyük bir önem verdi. Bu devlette, camiler, medreseler, türbeler, ribatlar, tekkeler, mektepler, köprüler, hastahaneler, sulama yol ve kanalları, kervansaraylar, imâretler vs. gibi bir çok dinî hayrî tesis hep vakıflar sâyesinde vücuda getirildi. Onlar diğer müessaelerde olduğu gibi vakıf konusunda da kendisinden önceki Müslüman devletleri örnek aldılar. Nitekim, Osmanlı devletinde, daha ilkbeyler zamanında başlayan devletin siyasî ve malî kudretinin inkişafına paralel olarak gelişip artan vakıfların, Osmanlılar dönemindeki ilk müessisi Orhan Gazi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Gazi, İznik'te ilk Osmanlı medresesini kurarken, onun idaresi için, yeterince gelir getirecek gayri menkul vakfetti. Bu medrese kısa bir müddet zarfında kudretli ilim ve devlet adamları yetişti. Sultan Orhan'ın yaptırdığı ilim ve hayır müesseleri bir hayli fazladır. Nitekim günümüzde Adapazarı şehrinde halen Orhan Bey Camii ve Kandıra'da Orhan Camii adı ile anılan camiiler ile yine Adapazarında medrese, Bursa'da bir cami, zaviye, misafirhane ve ziyâret inşa ederek bunlara vakıflar tahsis etti. Bu hayır eserlerin görevlieri olan müderris, imam, hafız, nakib, tabbah, hakim ve bevvab gibi kimseleri de tayin etti (Ali Himmet Berki "Vakıf kuran ilk Osmanlı Padişahı" Vakıflar Dergisi V, 127-128).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Gazi'den başlayarak Osmanlı padişahları, sultanları, vezirleri, emirleri, zengin tebaa, pek çok vakıf yaptılar. Konunun fazla uzamaması için bunlara temas etmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıfların idaresi nâzır adı verilen görevlilerce yapılmaktaydı. Zaman içinde idare şekillerinde devlet ve imkanlara göre değişiklikler yapıldı. Kendi vakfı için ilk nâzır tayin eden bizzat Hz. Peygamberdir. Hicretin ilk iki asrında vakıflar "Vâkıf' tarafından tayin edilen mütevellilerce yönetilirdi. Nâzır, mütevellilerin kontrolcusu olarak, onların işlerinin tamamlanmasına nezâret ederdi. Bunların genel murakabesi de "emiru'l-mü'minîn" olan hafifeye aitti. Abbasiler döneminde bu işi halifeler yapıyordu. Yıldırım Bayezid, her vilayete "müfettiş-i ahkâmı'ş-şer'iyye" tayin ederek vakıf işlerini teftiş ettiriyordu. Osmanlılar döneminde özel şahıslar tarafından kurulan vakıflarla mütevelliler meşgul olmuş, bunlar kadılar vasıtasıyla teftiş ve murakabe edilmişlerdir. Her kadı, kendi mıntıkasındaki vakıfları emrindeki müfettişlerce teftiş ettirdiği gibi, bazan bizzat kendisi de bunları teftiş ederdi. Bununla beraber payitaht kadısı (İstanbul kadısı), bütün vakıfları teftiş yetkisine sahipti (Daha geniş bilgi için bk. Kazıcı, Vakıflar, 7072).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar döneminde 1242 (m. 1826) yılında kurulan Evkaf Nezareti'nden önce vakıflar, vâkıflarının şartlarına göre idare ediliyor ve bunlar ayrı nezâretlerce murakabe ediliyorlardı. Bu nezâretler: Haremeyn, Vezir, Şeyhülislâm, Tophane ümerası ve İstanbul kadıları nezâreti idi. Osmanlıların sonuna kadar devam eden Evkaf Nezâreti, 3. 3. 1924 tarihinde çıkarılan 429 sayılı kanunla ilga edilerek Başkanlığa bağlı bir umum müdürlüğe havale edildi. Böylece Vakıflar Umum Müdürlüğü kurulmuş oldu. Cumhuriyetten sonra vakıf mevzuatında ilk mühim değişiklik 5. 6. 1935 tarih ve 2762 sayılı kanunla yapıldı. Bu değişikliklerle vakıf müessesesi kuruluş gayelerinin ve vakıf şartlarının tamamen dışına çıktı ve toplum için görmüş olduğu fonksiyonlar yok edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm dünyasında dinî, kültürel, askerî, sivil, iktisadî, ictimaî, su ve spor gibi sahalara varıncaya kadar hemen her sahada kurulmuş bulunan vakıflar büyük bir hizmet ifa etmişlerdi. Sırf Allah rızasını kazanmak için bu tesisleri kuran insanlara bugün de ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para Vakfı Ekonomik faaliyetlerin özü ve itici gücü kâr unsurudur. Üretim, dolaşım, paylaşım veya tüketim safhalarından herhangi birisinde kâra hak kazanabilmek için, İslâm hukuku önce, yapılacak ticaret işinin meşrû olmasını ister. İkinci olarak da şu üç unsurdan en az birisinin bulunmasını şart koşar: Emek, sermaye ve tazmin etme riski. İslâm'da bu üçüncüsü "Vücûh Şirketi"nde ortaya çıkar. Bu da, iki veya daha çok kişinin sermayesiz, borç para kullanmak veya vadeli mal alıp satmak suretiyle elde edecekleri kân, borçların riskini üstlendikleri orana göre paylaşması esasına dayanır (es-Serahsî, a.g.e., XIII, 83, XXI,17,18, 20, 21, 24).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm toplumlarında finans sorunu, İslâm'ın çıkışından 24. yüzyıl başlarına kadar, karz-ı hasen dışında büyük ölçüde risk esasına ve kâr-zarar ortaklığı prensibine dayalı olarak çözümlenmiştir. Muddrebe (emekle sermayenin işbirliği yapılarak, kân aralarındaki anlaşmaya göre paylaşması ve zarar sermayenin katlanması yöntemi), Müşareke (sermaye ortaklığı, kârın paylaşılması anlaşmaya göre, zarara katlanma ise kural olarak sermaye oranlarına göre olan ortaklık), Sanâyi' (taahhüd işleri yapma), Ziraat Ortakçılığı (emek ve toprak sahibi ortaklığı ve kiralama (leasing) bunlar arasında sayılabilir. 13.cü yüzyıldan itibaren giderek büyüyen para vakıflar da önemli bir fınans kaynağı oluşturmuştur. Ancak vakıf paraların kullanımında temelde islâmî olmayan bazı uygulamaların da vuku bulduğunu ve bunu mütevellilerin işi bilmeyişine hamletmek gerektiğini belirtelim. Diğer yandan vakıfnâmelerde yer alan bazı hukuk terimlerinin, yanlış yorumlanmasının da bu uygulamalarda etkili olduğunu söylemek mümkündür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-4986600299423154702?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/4986600299423154702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=4986600299423154702' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/4986600299423154702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/4986600299423154702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/07/vakif.html' title='VAKIF'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-4888041022423646075</id><published>2007-07-20T05:14:00.000-07:00</published><updated>2007-07-20T05:43:57.160-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakfiye'/><title type='text'>VAKFİYE</title><content type='html'>Herhangi bir malı vakfeden (vâkıf) tarafından, vakfın idaresi ile ilgili hazırlanmış nizamnâme. Vakıf senedi de denilen vakfiyeler, kadılık siciline işlendikten sonra kesinleşirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih boyunca vakfiyeler, taş, deri ve kağıt gibi yazı için el-verişli bulunan şeyler üzerine yazılarak günümüze kadar gelmişlerdir. Şâyet vakfın mevzuu bir bina ise, bazan vakfiyenin özeti, binanın duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Türkçe ilk vakfiye olan Germiyanoğlu Yakub Bey (öl. 1428) vakfiyesinin taş üzerine yazıldığım görüyoruz (Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal açıdan Vakıflar, İstanbul 1985, 39).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihî açıdan bakıldığı zaman vakfiyeler büyük bir önem arzederler. Çünkü bunlar, bize milletin muayyen bir zamanındaki hayat ve kültürüne ait muhtelif olayları ile şekilleri müşahede etme imkanını verirler. Keza vakfiyeler, milletin ekonomik ve sosyal yaşayışında önemli bir rol oynamış olan vakıf müessesesinin nasıl çalıştığını, kimlerin idare ettiğini, kimlerin kendisinden istifade ettiğini vs. gibi durumları öğrenmemize yardımcı olurlar. Vakfiyelerden hacimli olup defter gibi olanlar bulunduğu gibi muhtasar ve tek sayfa şeklinde olanları da vardır. Bu arada daha da büyük olup rulo şeklinde uzun ve kalın varaklar halinde onları da bulunmaktadır (Mufassal vakfiyeler için bk. Fatih Mehmed Il. Vakfiyeleri, Ankara 1938).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfiyelerde umumiyetle önce Allah'a hamd ve sena, Rasûlüne salât ve selamdan sonra hayır işlemeye teşvik edici âyetler, hadisler ve bu mealde şiirler yer alır ki, bütün bunlar, mukaddime kabilindedir, vakfiyenin hukuki bünyesinden sayılmazlardı. Bunlardan başka vakfiyelerde genellikle aşağıdaki bölümler yer alırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Vakf edilen malların neler olduğu.&lt;br /&gt;2- Vakf olunun bu malların kimler tarafından idare edileceği.&lt;br /&gt;3- Vakf gelirlerinin nelere sarf edileceği.&lt;br /&gt;4- Vakf olunan bu malların nasıl idare edileceği. Bu arada, müessesede kimlerin çalışacağı, bunlara ne kadar ücret ödeneceği, bu ücretlerin nereden temin edileceği gibi konular teferruatlı olarak verilirdi.&lt;br /&gt;5- Hâkimin (kadı), vakfın sıhhat ve lüzumuna dair hükmü.&lt;br /&gt;6- Sonunda da tarih ile üst kısmında hâkim veya hâkimlerin mührü bulunur (Ali Hikmet Berki, Vakfa Dair Yazılan Eserlerle Vakf iye ve Benzeri Vesikalarda Geçen Istılah ve Tabirler, Ankara, tarihsiz, 57).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm tarihinde ilk vakfiyenin, Hz. Ömer tarafından yazıldığı söylenmekle beraber, bunun Hz. Peygamber'in hayatında mı, yoksa Hz. Ömer'in halifeliği zamanında mı olduğuna dair henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfiye, eb'ad bakımından ister büyük ister küçük olsun, mahiyet itibari ile içindekiler üç ana bölümden meydana gelir. Bunlar:&lt;br /&gt;a- Dibâce (Giriş): Vâkıfın, vakfı kurma sebep ve gayesinden bahseden bu bölüm, âyet ve hadislerle kuvvetlendirilir.&lt;br /&gt;b- Vakfın hizmet şartları: Gelir kaynaklarını ve sarf yerlerini gösteren bu bölüm, vakfiyenin en uzun kısmıdır.&lt;br /&gt;c- Sonuç: Bu bölümde, müessesenin şeriata uygunluğu belirtilerek hiç bir kimsenin bu vakfa müdahale edemeyeceği anlatılır. Bundan sonra tarih ve şahidlerin imzaları bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli dönemlerde kurulan vakıfların vakfiyelerinde, gerek başta, gerekse sonda pek çok dua bulunur. Metinde geçen bu dualardan başka bir de beddua bulunmaktadır. Bilhassa vakfiyede belirtilen hizmetleri yerine getirmeyen, ona ihanet eden, onu gayesinin dışında kullanan haksız olarak onun malından yiyen ve onu değiştiren için beddualar bulunur. Bu bedduada "Allah'ın, peygamberlerin, meleklerin, insanların ve bütün mahlukatın lanetinin, vakfı tağyir eden (değiştiren) üzerine olması" istenir. Bu sebepledir ki vakfiyelerin sonuna bakıldığı zaman böyle bir beddua kısmı görülür ki bu, daha sonra gelen insanlar için mânevi bir tehdid olmaktadır. Gerçekten, inanan ve muvahhid olanlar böyle bir bedduaya maruz kalmak istemezler (Bu konuda daha geniş bilgi için bk. İbrahim Ateş, "Vakfiyelerde Dua ve Beddualar" Vakıflar Dergisi (1983), XVIII, 5-54).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-4888041022423646075?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/4888041022423646075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=4888041022423646075' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/4888041022423646075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/4888041022423646075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/07/vakfiye.html' title='VAKFİYE'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-3227302508600755061</id><published>2007-07-20T04:52:00.000-07:00</published><updated>2007-07-20T05:14:45.398-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıf Akar'/><title type='text'>VAKIF AKAR</title><content type='html'>Vakıf sözlükte; bir mülkü tasarruftan menetmek demektir. Ebû Hanîfe'ye göre vakıf; bir malı vakfedenin mülkiyetinde devam etmek üzere bu malın gelirini ya da yararlanma hakkını hayır cihetine tahsis etmektir. Buna göre, vakfedilen, vakfedenin mülkiyetinden çıkmaz, onun vakıf tasarrufundan dönmesi veya bu malı satması geçerli olur. Çünkü vakıf muamelesi âriyet gibi bağlayıcı olmayan caiz bir akittir. Ancak şu üç durumda vakıf bağlayıcı hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Hâkimin hükmü ile vakıf bağlayıcı olur. Çünkü vakfın bağlayıcı olup olmadığı ictihadî bir konu olup, hâkimin hükmü bu konudaki farklı görüşleri kaldırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Hâkim, vakfın bağlayıcılığını vakfedenin ölümüne bağlamışsa, üçte birle vasiyet gibi ölümle vakıf bağlayıcı hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Vakfın mescid için yapılması halinde, vakfeden vakıf yeri ayırır ve içinde namaz kılmak üzere izin verirse, mescidde bir kişinin namaz kılması ile vakfedilen yer vakfedenin mülkünden çıkar (İbnu'l-Humâm, Fethu'l Kadir, I. Baskı, Mısır 1316/1898, V, 37-40, 62; el-Meydânî, el- Lübâb, İstanbul, t.y II, 391). Ebû Yûsuf, İmam Muhammed, Şâfiîler ve en sağlam görüşünde Hanbelîlere göre vakıf; kendisinden yararlanılması mümkün olan bir malı, ayn'ı devam etmekle birlikte, vakfedenin veya başkasının kuru mülkiyette tasarrufunun kesilmesi suretiyle Allah'ın rızasını kazanmak için mübah bir hayır cihetine tahsis etmektir. Bu duruma göre vakıf malın mülkiyeti vakfedilince, vakfedenin mülkiyetinden çıkar ve Allah'ın mülkü haline gelir. Hanefîlerde çoğunluğun görüşüne göre fetva verilmiştir (bk. İbnü'l-Hümâm, a.g.e., V, 37 vd.; İbn Âbidin, a.g.e., III, 391; ez-Zuhaylî, el- Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk, 1405/1985, VIII, 154, 155); eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtâc, II, 376).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delil İbn Ömer (r.anhüma)'ın naklettiği şu hadistir: "Ömer (r.a)'e Hayber topraklarından bir arazi isabet etmişti. Dedi ki; Ey Allah'ın Rasûlü! Bana Hayber'de bir arazi düştü. Benim bundan daha değerli hiç bir malım olmadı. Bana bu konuda ne emredersiniz? Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "İstersen onun aslını vakfedersin ve gelirini tasadduk edersin ". Ömer (r.a) bu araziyi satmamak, bağışlanmamak ve miras yoluyla intikal etmemek üzere fakirlere, yakın hısımlara, kölelere, misafire ve yolda kalmışa tasadduk etti. Ancak araziyi yöneten kimse örfe göre yiyebilecek, bir malı mülkiyetine geçirmeksizin başkasına yedirebilecekti (Nesaî, İhbâs, 3; Buhârî, Cihâd, 86, Humus, 3, vesâyâ, 1).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakfedilebilen Mal Çeşitleri Şunlardır&lt;br /&gt;1- Gayri menkullerin vakfı: Arazi, ev, dükkân, han, bağ veya bahçe gibi "akar"ın vakfedilmesi geçerlidir. Çünkü sahabeden büyük bir topluluk bu çeşit vakıf yapmışlardı. Yukarıda Hz. Ömer'in böyle bir vakfından söz etmiştik. Gayri menkuller sürekli olarak kalabildiği için vakfın en önemli özelliği olan "ebedîlik" niteliği bunlarda tam olarak gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Menkullerin vakfı: Hanefiler dışında çoğunluk fakîhlere göre taşınabilir şeylerin vakfı da geçerlidir. Kandil, halı, kilim gibi mescid eşyası, silâh çeşitleri, elbise, ev eşyası bunlar arasında sayılabilir. Menkulün vakfı hadiste, örfe veya gayri menkule bağlı olarak vakfetme esasına dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanefilere göre ebedilik niteliği bulunmadığı için temelde taşınırların vakfedilmemesi gerekir. Ancak gayri menkule tabi olarak bazı eşyayı vakfetmek, meselâ; bir çiftlikle birlikte orada bulunan hayvan, traktör, harman makinası vb. gibi şeyleri vakfetmek geçerlidir. Yine silâh ve at gibi hakkında nass (hadis) bulunan menkuller de vakfedilebilir. Nitekim Halid b. Velid (r.a)'ın savaş silâhlarını vakfettiği nakledilir. Ya da örf cereyan eden menkuller de vakfedilebilir. Bazı kitapların Kur'ân-ı Kerîm'in, balta, gelinlik ve bir takım kapların vakfedilmesi gibi. Dinar (altın para), dirhem (gümüş para) ve standart şeylerin vakfedilmesi de bu niteliktedir. Örf; bir beldede Müslümanların yaygın bir biçimde bu çeşit şeyleri vakfetmeleri ile meydana gelir. Örf bulununca bu konudaki kıyas terk edilir. Çünkü Abdullah b. Mes'ûd (r.anhümâ) Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Müslümanların güzel gördüğü şey Allah nezdinde de güzeldir" (Ahmed b. Hanbel, I, 379). Çünkü örfte sabit olan şey nass'la sabit olmuş gibidir. Ölçü veya tartı ile alınıp satılan standart şeyler vakfedilince satılır ve bedeli mudarabe (emek-sermaye ortaklığı) veya bidâa (vakıf sermayesini Allah rızası için bir bedel istemeksizin çalıştırma) yoluyla işletmeye verilir. Bundan dönem sonlarında elde edilecek kâr vakfın hayır cihetine sarfedilir (İbn Âbidîn, a.g.e., III, 409 vd., 427 vd.; ez-Zuhaylî, a.g.e., VIII, 163).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Taksimi kabil olmayan şeyin vakfı: Mâlikîler dışındaki çoğunluğa göre taksim edilemeyen şeyin vakfedilmesi caizdir. Çünkü vakıf hibeye benzer. Taksimi kabil olmayan muşâ'ın hibesi ise caizdir. Mâlikîlere göre ise vakfın sıhhati için vakfedilen hissenin ayırdedilmesi şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- İktâât kabilinden olan arazilerin vakfı: Devlete ait mülk edinilmiş araziye "iktâât" denir. Bunlar mülkiyeti devlette kalmak üzere bazı tebeaya, gelirin alıp vergisi ödemek üzere verilen arazilerdir. Bu araziyi ikta' edilen kişi vakfetmişse bu vakıf sahih olmaz. Çünkü bu toprağa mâlik değildir. Yine hâkimler, vâli ve emirler içinde iktâât arazileri vakfedemez. Ancak böyle bir arazi ölü arazi olur veya buna devlet başkam mâlik olup da bir kimseye ikta' etmiş bulunursa bu durum müstesnadır. Ölü araziyi ihya edenin bunu vakfetmesi caiz olur, çünkü ona ihyâ ile mâlik olmuş ve mâlik olduğu şeyi vakfetmiş bulunur (İbn Âbiâın, a.g.e., III, 430 vd).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Âbiâın, Mısır'da umerâ vakıflarının büyük çoğunluğunun, beytülmal vekilinden satın alma yoluyla vakfedilen iktâât niteliğinde olduğunu ifade eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm devlet başkanı toplum yararını gözeterek beytülmalden vakıf yapsa, bu caiz olur ve yer kiraya verilir. Yine devlet başkanının zorla fethedilen ve gaziler arasında taksim edilmemiş bulunan bir belde arazilerinden mescid için vakfedilmesine izin vermesi caizdir. Çünkü bu araziler taksim edilirse ganîmet hakkı sahiplerinin mülkü olur. Sulh yoluyla fethedilen yerlere gelince, devlet başkanının emri ile bunların vakfedilmesi yürürlük kazanmaz (nafiz olmaz). Çünkü bu takdirde asıl sahiplerinin mülk hakları devam eder (İbn Âbidîn, a.g.e., III, 430 vd).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İrşad kabilinden yerin vakfı: irşad; hâkimlerden birisinin devlete ait mülk olan bir araziyi okul, hastahane gibi toplum yararına olan bir yer için vakfetmesidir. Bu genel velâyet sebebiyle caizdir, fakat gerçek vakıf olmadığı için buna "irşad vakfı" denilmiştir (ez-Zuhaylî, a.g.e., VIII, 166, 167).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf Arazilerin Çeşitleri&lt;br /&gt;Ev, dükkân, arsa, tarla ve arazi gibi gayri menkullere "akar" denir. Çoğulu "akârât" tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf akarlar ikiye ayrılır:&lt;br /&gt;1- Mülkün bizzat ayn'ından yararlanmak üzere vakfedilen yerler. Bunlar kiraya verilmeksizin, yararlanması şart koşulan kimselerin bizzat içinde oturarak veya başka şekilde kullanarak yararlandığı yerlerdir. Bunlara "hayır müesseseleri" denir. Mescidler, okul ve medreseler, çeşmeler, kütüphaneler, imârethaneler, din görevlisi olarak veya hayır işlerinde çalışanların oturması için vakfedilen yerler, kabristanlıklar bu niteliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır müesseseleri de ikiye ayrılır. Birincisi; kendisinden yoksulların da zenginlerin de yararlanmaları caiz olan hayır müesseseleridir. Mescitler, kütüphaneler, köprüler, çeşmeler, misafirhaneler, umuma ait kabristanlıklar böyledir. İkincisi: Yalnız yoksulların yararlanıp, zenginlerin yararlanmasının caiz olmadığı hayır müesseseleridir. imârethaneler, hastaların yiyecekleri ve ilaçları vakıf tarafından verilmek üzere kurulan vakıf hastahaneler bu niteliktedir. Bunlarda, vakfedenin yalnız yoksulların yararlanacağını vakıfnamede belirtmesi şart değildir. Ancak vakıfnamede, yoksullarla birlikte zenginlerin de yararlanabileceği şart koşulmuşsa bunlardan zenginler de yararlanabilir. Yalnız zengin lerin yararlanması şart koşulmuş bulunursa böyle bir vakıf sahih olma (bk. Ömer Nasuhî Bilmen, Hukuk İslâmiyye ve Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1969, IV, 321, V, 9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mescidler en önemli hayır müesseselerinden olup, tamir ve bakımı içi kendi vakfı yeterli olmaz veya vakıf bulunmazsa bunun İslâm Devleti tarafından tamir edilmesi gerekir. Çünkü topluma ait bir ibadethane kam müessesesi niteliğindedir. Mahalle sakinlerine küçük gelen bir mescid yıkılarak, o mahalle veya köy halkı tarafından daha büyüğü yapılabilir. Bir mescidi genişletmek için bitişiğinde bu mescide gelir getiren vakıf kısmı buna ilâve edilebilir. Bir mescid harap olup, cemaati kalmasa, o mescid İmam Muhammed'e göre vakfedeni veya mirasçılarının mülküne döner Ebû Yusuf'a göre dönmez, sonsuza kadar mescid kalır. Bunun satılıp bu delinin veya gelirinin başka bir mescide harcanması caiz değildir. Fetvaya esas olan görüş budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolcuların, sınır bekçilerinin veya bir kısım tarikat ehlinin içinde oturmaları veya içinde yoksulların yedirmesi için bina edilen ve "ribât" denilen vakıf hanlar, kışlalar, tekkeler imârethanelerde hayır müesseselerindendir. Ribatlara vakfedilen akarların gelirleri buralardaki yoksullara sarf edilir. Bu ribatın tamirine veya müezzin gibi hizmetkârlarına sarf edilmez. Eğer bunlar da yoksul ise kendilerine zekât nisabından eksi miktar verilebilir. Hacıların oturması şart koşulan evler, hac mevsiminden sonra kiraya verilerek bedellerinden tamirleri yapılır. Artanı olursa da yoksullara dağıtılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf çeşmelerden, sebillerden yoksullar da zenginler de su içebilirler. Sebil gibi suları yalnız içmeğe tahsis edilmiş olan vakıf yerlerin sularıyla âbdest alınması caiz olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabristanlıklar da önemli hayır müesseselerinden sayılmıştır. Müslümanlara ait mezarlıklar hiç bir sebeple işgal edilemez veya başka bir müessese ya da çiftlik haline getirilemez. Gayri müslimlere ait kabirlere de tecavüz edilemez. Bunlar da kabirlerin izi kalmayınca buralara Müslümanlarda defnedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Kiraya verilip gelirinin bir hay yönüne sarf edilmesi şart kılınmış akarlar. Bunlar da tek kiralı, çifte kiralı veya mukâtaalı vakıflar olma üzere üçe ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- Tek kiralı (icare-i vahîdeli) vakıflar:Bunlar ay ve yıl gibi bir süreyle ve rayiç bedelleriyle mütevellileri tarafından kiraya verilir, alınacak kira bedelleri de vakıfnâmedeki belirli yerlere sarf edilir. Bu çeşit vakıf yerlerin kira süreleri son bulunca, yeniden ayni kiracılara veya başkalarına kiraya verilir. Kira süresi sona erince, kiracının vakıftan elini çekerek boş bir şekilde onu mütevellisine teslim etmesi veya mütevellinin izniyle kirayı yenilemesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek kiralı vakıfların kira süreleri konusunda vakıfnâmedeki şartlara uyulur. Böyle bir şart bulunmayınca arazi, çiftlik gibi vakıf yerler üçer yıldan, diğer vakıf yerler de birer yıldan fazla süreyle kiraya verilemez. Ancak daha uzun süreyle kiraya verilmesinde vakfın maslahatı varsa hâkimin görüşü alınarak kira süresi uzun tutulabilir. Meselâ; vakıf arazi üzerinde bir benzin istasyonu kurulması halinde uzun süreli kira sözleşmesine ihtiyaç olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek kiralı vakfın kiracısı süre sonunda yeniden kiralamada öncelik hakkına sahip değildir. Bu önceki kiracı yeni kira ücreti kadar kira bedelini arttırsa da mütevelli vakıf akarı başkasına kira verebilir. Çünkü kiracının hakkından çok, vakfın hakkını korumak, kira bedelini ödemede gevşeklik göstermeyen kiracıyı tercih etmek mütevellinin görevidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre tayin edilmeksizin bir kimseye kira ve ferağ yoluyla verilmiş vakıf akarlara, belli süreyle kiraya verilen akarlardan ayırmak için "icare-i vahideli kadimeli" vakıf adı verilmiştir. Böyle bir muâmele gerçekte fıkha aykırı olup, bunlar bir çeşit mukataalı vakıf sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b- Çifte kiralı vakıflar:Peşin alınan kira bedeli ve aylık, yıllık gibi sonradan alınacak kira bedeli olmak üzere çifte bedel ile kiraya verilen vakıflara "çifte kiralı" veya "icareteynli vakıflar" denir. Bir vakıf akar çifte kira ile kiralanacağı zaman önce peşin kira olarak o akarın değerine yakın bir meblağ teslim alınarak o akar imar edilir. Artam vakfın diğer sarf yerlerine, meselâ; vakıftan yararlanma hakkı bulunanlara da sarf edilebilir. Bununla vakıf adına başka bir akar satın alınamaz. Çünkü bu peşin kira asıl vakıftan sayılmaz, belki vakfın geliri sayılır. Bundan sonra her yıl sonunda, yıllık kira (icare-i müeccele) adıyla cüz'î bir para alınmak üzere, kiracıya tefvîz ve teslim olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcareteynli vakıf yerlerin kuru mülkiyeti vakfa, yalnız tasarrufu da çifte kira karşılığında kiracısına aittir. Bu kiracı hayatta bulunduğu sürece bunda dilediği gibi tasarrufta bulunur. Meselâ; bunu başkasına ferağ edebilir veya bunu kendi hesabına başkasına kiraya verebilir. Vefat edince de erkek ve kız çocuklarına bedelsiz ve eşit olarak intikal eder. Çocuksuz vefat edince de vakfına döner. Ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli tarihlerde çıkarılan intikal kanunlarıyla bu gibi vakıf yerlerin diğer mirasçılara intikali de kabul edilmiştir. Bu intikal sahiplerinden hiç bir kimse bulunmadığı takdirde, akar peşin bir bedel karşılığında başkasına ferağ edilir ve her yıl geri bırakılan yıllık kirası da alınır (Bilmen, a.g.e., V, 21 vd.; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul,1983, 568, 569, 579 vd.;1, 331/1913 tarihli Osmanlı Arazi İntikal Kararnamesi, 3 Rabîu'l-âhır 1331 ve 27 Şubat 1328 tarihli Takvîm-i Vekây'i).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcareteynli bir vakıf akarın mutasarrıfı bu akarın binasını yıkıp enkazını satamaz, tüketemez. Eğer satar veya tüketirse o binanın değerini vakıf mütevellisine tazmin etmesi gerekir. Çünkü çifte kiralı kiracı bu vakfın yalnız menfaatine mâliktir, kuru mülkiyetine (rakabe) mâlik değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c- Mukataalı vakıflar:Üzerinde mülk bina veya ağaçlar meydana getirilmiş olan bir vakıf arsa için tayin edilmiş olan yıllık ücret olup buna "zemin veya toprak kirası" da denir. Böyle kira şartıyla yapılan mukataa muamelesi sahihtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse yıllık bir bedel ile kiraladığı vakıf bir arsanın üzerine işyeri, bina, benzin istasyonu bina etse veya mesela; kavak ya da zeytin ağaçları dikse, bu yapılar ve ağaçlar kiracının mülkü olur. Bu arsada da mülk gibi miras hükümleri cereyan eder. Yani bu arsa ve üzerindeki yapı ve ağaçlar mutasarrıfın ölümü ile mirasçılarına meccânen intikal eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan mukataalı vakıf arsa üzerindeki bina veya ağaçlar da mâliki tarafından bir cihete vakfedilse, bu takdirde arsanın kirasının bu bina ve ağaçların vakfı tarafından verilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukataalı vakıf yerler, üzerindeki bina ve ağaçlara tabidirler. Bu yüzden bu binalar ve ağaçlar kime aitse onlara tabi olarak o vakıf yerler de onun tasarrufuna girmiş bulunur. Bu yüzden mukataalı vakıf arsa üzerindeki bina, mâliki tarafından satılınca bu arsa da alıcının tasarrufuna girer, mütevellinin iznine ve ayrıca ferağ muâmelesine ihtiyaç yoktur. Ancak bu binanın sahibi, mukataalı vakıf arsasının tasarruf yetkisinin kendi üzerinde bıraktığı açıkça belirtmiş olursa, bu arsa alıcının tasarrufuna geçmiş olmaz. Yine bu arsanın mutasarrıfı, bunu mütevellinin izniyle başkasına ferağ edip de üzerindeki mülk binasını veya ağaçlarını sattığını belirtmese mücerret bu ferağ ile o bina veya ağaçlar, arsayı teslim alana satılmış olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukataalı vakıfların ferağlarında mütevellinin izni şarttır. Aksi takdirde ferağ sahih olmaz. Meselâ; bir kimse tasarrufunda bulunan mukataalı vakıf bir arsa üzerindeki mülk binalar ve benzerlerini satmayıp yalnız o arsayı başkasına ferağ etmek istese bu ferağ, mütevellinin iznine bağlı bulunur. Bu izin elde edilmedikçe ferağ geçerli olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukataalı vakıf bir arsa üzerinde binadan, ağaçtan veya üzüm çubuklarından eser bulundukça, o arsaya bu bina ve diğerlerinin mâliki tasarruf eder. Böyle bir arsa üzerinde bina ve ağaçlardan eser kalmasa, mutasarrıfı mukataa bedelini ödedikçe, arsa mukataanın feshiyle onun el-inden alınamaz. Ancak mukataa bedelini vermezse, mütevelli arsayı onun elinden başkasına kiraya verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde mülk bina, ağaç veya asma bulunan mukataalı vakıf arsanın eskiden tahsis edilmiş olan mukataa bedeli, emsaline göre düşük kalsa, bu mukataa ecr-i misline denk bir miktarda arttırılabilir.Vakıf Yerlerin Kiraya Verilmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf yerlerin kiraya verilmesiyle ilgili hükümler vakıfnamelerinde varsa, mümkün oldukça buna göre amel olunur. Meselâ; vakıfnamesinde şu kadar süreyle kiraya verilmesi şart koşulan bir vakıf akarı, o süreden eksik veya fazla kiraya vermek caiz olmaz. Ancak bu kadar süre kiraya vermek vakıf için zararlı olacaksa bu durum müstesnadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vakfın mütevellisi mevcut iken, onun akarım hâkim kiraya veremez. Çünkü mütevellinin özel velâyet, hâkimin ise genel velâyet yetkisi vardır. Özel vekâlet genel vekâletten daha üstündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf yerler rayiç bedel ile kiraya verilirler. Bu yüzden mütevelli. Vakıf bir yeri rayiç bedelden fazlaya veya rayiç bedelle kiraya vermişse bu kira akdi sahih olur. Rayiç bedelden eksik bir ücretle kiraya; verirse bakılır. Eğer bu az bir noksan ise kira yine sahih olur, fakat fahiş bir noksan ise sahih olmaz. Kira konusunda rayiç bedelin beşte birinden az olan eksikliğe az (yesir) eksiklik, beşte biri aşan eksikliğe ise fahiş eksiklik denir. Meselâ; emsali iki milyon liraya kiralanabilen vakıf bir dükkân bir milyon liraya kiraya verildiği zaman yüzde elli eksik bedelle kiraya verilmiş olur. Böyle bir kira sözleşmesi geçerli olmaz. Kiracıdan bu eksiği tamamlaması istenir. Kiracı bunu tamamlamaktan kaçınırsa mütevelli, kirayı fesih ile o akarı ecr-i misliyle başkasına kiraya verir. Kiracı o akarı bu fesihten önce bir süre kullanmış ise kendisinden bu süre için ecr-i misil alınır. Bazı fakihler bu durumda kiracıya gasp hükümlerinin uygulanması gerektiğini söylemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan rayiç bedelle kiralanan vakıf akara, başkası rayicin üstünde bir bedel teklif etse buna itiraz edilmez. Çünkü bu ilk kiracıyı zarara sokma, yıkıcı rekabet yapma niteliği taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf için kiralanacak şey de rayiç bedel ile kiralanır. Eğer az bir fazlalıkla kiralanmışsa akit geçerli olur, fahiş bir fazlalıkla kiralanmışsa, kira akdi geçerli olmaz. Beşte birin altında olan fazlalık "az ziyade", beşte bir veya daha fazla olan ziyade ise "fahiş fazlalık" sayılır. Meselâ; bir mütevelli vakıf için rayiç kira bedeli bir milyon lira olan bir daireyi, bir buçuk milyon liraya kiralamış olsa, fahiş fazlalık söz konusu olduğu için kira akdi sahih olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vakıf akar belli bir süre için rayiç bedelle kiraya verildikten sonra, insanların rağbeti yüzünden emsal kiralar fahiş ziyade ölçüsünde artsa geri kalan süre için kiracının bu artan rayiç bedeli tamamlaması gerekir. Bunu tamamlamaya razı olmazsa mütevelli kirayı fesih ile o akarı başkasına rayiç bedelle kiraya verir. Çünkü vakfı zarardan korumak gerekir. Fetva bununla verilmiştir. Fakat başka bir görüşe göre emsal kira bedelinin artmasından dolayı mütevelli kira akdini bozamaz. Çünkü rayiç bedel ancak kira akdi sırasında dikkate alınır. Bununla birlikte mütevelli kirayı feshetmeyip de kira süresi son bulursa kiracıdan bir fark talep edemez, yalnız daha önce konuşulan kira bedelini vermekle yükümlü olur. Kira akdi devam ederken rayiç bedelin yükselmesi halinde "fahiş ziyade" den kastedilen, akit sırasında belirlenen bedelin yarısı kadar olan ziyadedir. Meselâ; aylık bir milyon kira ile iki yıl süreyle kiraya verilen vakıf bir akarın rayiç bedeli altı ay sonra iki milyon liraya yükselse, yüzde yüz bir artış olduğu için "fahiş bir ziyade" söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse mütevellisi bulunduğu bir vakfın akarını rayiç bedeliyle de olsa kendisi için bizzat kiralayamaz. Çünkü bir kimse kira akdinin iki tarafını birden temsil edemez. Ancak hâkime başvurarak böyle bir akarı onun izniyle rayiç bedel üzerinden kira ile tutabilir, bu sahih olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütevelli vakıf akarı, lehine şahitlikleri kabul edilmeyen hısımlarına, meselâ; çocuklarına veya eşine kiraya veremez. Böyle bir kira akdi rayiç bedelle de olsa sahih olmaz. Çünkü bunda töhmet vardır. Bu, Ebû Hanîfe'ye göredir. Fetvâ da bununla verilmiştir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise bu kira akdi câizdir. Diğer yandan bu gibi hısımlara rayiç bedelden fazla ile kiraya vermek Ebû Hanîfe'ye göre de câizdir (bk. Bilmen, a.g.e., V, 23 vd).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıf araziler başka bir açıdan sahih ve gayri sahih olmak üzere ikiye ayrılmıştır:&lt;br /&gt;1- Sahih Vakıf: Önce mülk araziden iken İslâmî hükümlere uygun olarak vakfedilen arazidir. Bu çeşit vakfın kuru mülkiyeti ve diğer bütün tasarruf hakları vakfedenin koyduğu şartlara göre kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Gayri Sahih Vakıf: Önce mîrî araziden (kuru mülkiyeti devlete, yararlanma hakkı kişilere ait olan arazi türü) iken ifraz suretiyle bizzat İslâm devlet başkanı veya yetkili kişiler tarafından bir hayır yönüne vakfedilmiş arazidir. Bunlara "irsad ve tahsisat kabilinden vakıf" adı da verilir. Kısaca İslâm devletine ait olan bir mülkün kuru mülkiyeti yine devlette kalmak üzere yararlanma hakkının devlet başkanı veya yetkili kıldığı başka bir zat tarafından bir kimseye veya bir cihete tahsis edilmesiyle irşad kabilinden vakıf ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrşad vakıflar da sahih ve gayri sahih olmak üzere ikiye ayrılır. Sahih irşad; İslâm devletine ait bir mülkün devlet başkanı veya yetki verdiği kimse tarafından, beytülmalden istifadeye hakkı olan kimselere tayin ve tahsis edilmiş olmasıdır. Camilere, medreselere ve benzeri Müslümanların maslahatına tahsis edilmesi gibi. Sahih olmayan irşad ise; yine İslâm devletine ait olan bir mülkün devlet başkanı veya yetki verdiği kimse tarafından beytülmalden hakkı olmayan bir kimseye tahsis edilmesidir. Hazineye ait topraklardan bir bölümünün vergisini haklı bir nedene dayanmaksızın şuna buna vakıf ve tahsis etmek gibi. Böyle bir vakıf ve tahsisin iptal edilmesi caizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak beytülmale ait toprakların vakfedilmesiyle ortaya çıkan gayri sahih vakıflar da üç kısma ayrılmıştır.&lt;br /&gt;1- Rakabesi (kuru mülkiyeti) de tasarruf hakları da beytülmale ait olup yalnız âşâr ve rusûmu bir hayır cihetine vakıf ve tahsis edilmiş olan arazidir. Böyle bir arazinin âşâr vergisi, ferağ ve intikal harcı ve mahlûlat bedeli vakfa ait ise de tasarruf hakları yine devlete aittir. Bu çeşit vakıf arazi üzerinde ferâiz hükümleri değil İslâm devletinin çıkaracağı arazi kanunları uygulanır. Yani bu vakıfta kişilere sağlanan hakların mirasçılara geçip geçmeyeceği veya hangi ölçülere göre intikalinin yapılacağı arazi kanunlarıyla belirlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Âşâr vergisi beytülmâle ait olup, yalnız tasarruf hakları, meselâ; bir medresenin hocasına, bir camiinin imanına veya savaşta büyük yararlılık gösteren bir gaziye vakıf ve tahsis edilmiş arazidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Hem tasarruf hakları ve hem de âşâr ve rusûmu cami ve medrese gibi bir hayır cihetine vakıf ve tahsis edilmiş arazidir (Döndüren, a.g.e., 568).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son iki çeşit vakıf arazide ferağ ve intikal gibi arazi hükümleri uygulanmaz. Bunların tasarrufu vakıfnâmelerindeki şartlara göre olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse beytülmale ait olan bir araziyi satın alsa bu satım akdinin geçerli olduğuna hamledilerek o araziye malik olur. Bu yüzden böyle bir araziyi vakfetmesi de sahih olur. Bu konuda vakıf şartlarına uyulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlete ait arazi ve arsaların devlet başkanı veya başka yetkililer tarafından vakfedilmesi halinde vakıfnâmeye uyulmasını gerekip gerekmediği tartışmalıdır. Bu konu İbn Âbidîn'de (ö.1252/1836) şöyle açıklanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebussuud Efendi (ö. 982/1574) şöyle demiştir: "Hükümdar ve ümerânın vakıf şartlarına uymak gerekmez. Çünkü bu vakıflar beytülmalden ve ya beytülmale kalacak mallardandır. Bunların şartlarına riayet edilmeyince vakıfnamede olmayan fakat beytülmalin sarfedileceği yerlerden olmak üzere vazîfe (şahıslara hizmetleri karşılığında, vakfın gelirinden verilen ücret) veya müretteb (şahıslara ilmi, salâhı veya yoksulluklarından dolayı bir hizmet karşılığı olmayarak vakfın gelirinden verilen şeydir ki buna örfte "zevâid" denir) ihdas edilmesi caizdir". Burada Ebussuud Efendinin hükümdarlara ait vakıfların durumlarını belirttiği görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;es-Serahsî'nin (ö. 490/1097) el-Mebsût isimli eserinden naklen şöyle denilir: Vakıf cihetlerinin çoğu köyler ve tarlalar olduğu takdirde hükümdarın vakfın şartına muhâlefet etmesi caizdir. Çünkü bu yerlerin aslı beytülmala aittir. Yani bu yerler beytülmale ait olup vakfedenin buna malik olduğu bilinmediği takdirde bu, gerçekten vakıf olmayıp irşad (tahsisat kabilinden) olarak caizdir. Nitekim hükümdar beytülmale ait araziden bir parçayı beytülmalde hak sahibi olanların haklarını elde etmeye yardımcı olmak üzere meselâ; alimler ve talebelere vakfetse tahsisat kabilinden olarak caiz olur. Buna "irşad vakfı" denir. Bu yüzden Mısır Sultanı Berkûk (?-1398) vakıfların beytülmalden alınmış olduğunu ileri sürerek vakıfları bozmak istemiş ve bunun için bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda Siracüddîn Bülkînî, Burhan b. Cemâa ve Hidaye'yi şerh eden Ekmelüddîn hazır bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülkînî; "Âlimlere ve talebelere yapılan vakıflar kesinlikle bozulamaz. Çünkü onların beytülmale ayrılan beşte birde bundan daha çok hakları vardır" demiştir (bk. el-Enfâl, 8/41). Orada bulunanlar bu görüşü benimsemiştir. Nitekim bunu es-Süyûtî (ö. 911/1505) "En-Naklü'l-Mestûr tî Cevazı Kabzı Malûmi'l-Vezâif Bilâ Huzûr" isimli eserinde zikretmiştir. Bu görüş Mültekâ şerhinde de yer almıştır. Bundan açıkça anlaşılmaktadır ki, sultanların beytülmalden yaptıkları vakıflar, gerçek vakıf olmayıp irşad yani tahsisat niteliğinde bir muâmeledir. Beytülmalden yapılan vakıflar beytülmalın sarfedileceği yerlerden olan bir cihete yapılmış ise bozulmaz. Fakat sultan kendi çocuklarına, azatlılarına vakfetmiş ise bozulur. Sultanların yaptıkları vakıflar irşad olunca vakfın şartlarına riayet edilmesi de gerekmez. Çünkü bu vakıflar sahih bir vakıf değildir. Vakfın sahih olması için vakfedilen malın vakfedenin mülkü olması şarttır. Sultan, beytülmalden bir yeri satın almadıkça ona mâlik olamaz. Buna Ekmelüddin muvafakat etmiştir. Bu Ebussuud'tan ve el-Mebsût'tan nakledilene de uygundur (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtar, Terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1983, VIII, 466, 467; ez-Zuhaylî, a.g.e., VIII, 167).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-3227302508600755061?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/3227302508600755061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=3227302508600755061' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/3227302508600755061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/3227302508600755061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/07/vakif-akar.html' title='VAKIF AKAR'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-8012785756524010399</id><published>2007-06-22T13:37:00.000-07:00</published><updated>2007-07-20T04:43:13.650-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıf Tanımı ve Vakıf Kavramı'/><title type='text'>VAKIF TANIMI VE VAKIF KAVRAMI</title><content type='html'>Önce kelime üzerinde duralım. Vakıf, hapsetmek mânâsında olup vakafe fiilinin masdarıdır. Bundan dolayı mahşerde insanların hesap vermeleri için hapsedildikleri yere mevkıf denilmiştir. Çoğulu evkâfdır.(1) Istılahta: "Bir mülkün menfaatini insanlara tahsis edip; aslını Allahû Teâla (cc)'nın mülkü hükmünde olmak üzere, mülk edinme veya edindirmeden alıkoymaktır"(2) şeklinde tarif edilmiştir. İmam-ı Âzam Ebû Hanife (rha) indinde vakıf, tıpkı ariyet gibi caizdir, lâzım değildir. İmameyne göre, vakıf, lâzım ve sabittir, vakfedenin onu iptal etmesi caiz değildir.(3) Fûkaha; fetvanın imameyn'in kavline göre olduğunu tasrih etmiştir.Feteva-i Hindiyye'de: "Vakfın sebebi; Allahû Teâla (cc)'nın rızasını talep etmektir"(4) hükmü kayıtlıdır. Esasen vakıf hadisesi, Allahû Teâla (cc)'ya iman ve hesap gününe hazırlanma şuuru ile yakından alakalıdır. Nitekim ilk vakıf Hz. İbrahim (as)'in gayretiyle vücûd bulmuştur (5) Halilü'r-Rahman vakfının özelliği budur. İmam-ı Şafii (rha): "Allahû Teâla (cc)'m rızasını kazanmak maksadıyla yapılan vakıf; cahiliyet ehlinden sâdır olmamış, müslümanlar tarafından vâki olmuştur"(6) hükmünü zikreder.Kur'ân-ı Kerim'de: "Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş (birr-i taat etmiş) olamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir."(7) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu âyetin inzalinden sonra sahabe-i kirâm sevdiği malları infak etme hususunda birbiriyle yarışa girmişlerdir. Hz. Cabir (ra): "Ben hicret edenlerden veya ensardan; mal sahibi olup da, vakıf veya tasaddukta bulunmayan hiç kimseyi tanımıyorum" diyerek, sahabenin vakfa ne kadar önem verdiğini izah etmektedir.(8) Esasen Resûl-i Ekrem (sav)'in Medine'de bulunan ve kendi özel mülkü olan; "Fedek arazisini", fakir mü'minlerin ihtiyaçlarının karşılanması için vakfettiği bilinmektedir.(9) Hz. Ömer (ra)'in en kıymetli malı Hayber'de bulunan hurmalığıdır. Resûl-i Ekrem (sav)'e gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü... Hayber'de öyle bir hurmalık elde ettim ki, ondan dâtıa güzeli şimdiye kadar elime geçmemişti. Bana bu hurmalığı ne yapmamı emredersiniz?" diye sordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav) "Onu aslı ile birlikte tasadduk et... Eğer böyle yaparsan o (hurmalık) satılamaz, hibe edilemez ve hiç kimse ona (hurmalığa) vâris olamaz"(10) buyurdu. Hz. Ömer (ra) bunun üzerine "Satılmamak, hibe edilmemek ve mirâsa konu olmamak şartıyla hurmalığın gelirlerini, fakirlere, akrabaya, kölelikten kurtulmak isteyenlere, Allah yolunda savaşanlara, yolda kalmışlara ve misafirlere harcanmak üzere vakfetti. Ona bakan kimse (mütevellı) iyilikle yiyebilir ve dostuna da yedirebilir." Dikkat edilirse; vakfedecek kimsenin, nelere riayet etmesi gerektiği bu hadisede açıkca görülmektedir.Vakfedilen malın; alış-verişe, hibeye ve mirâsa konu olmayacağı hususunda ittifak vardır. Zira, vakıfta asıl olan belli bir süre ile sınırlandırılmamasıdır.(11) Nitekim İbn-i Abidin: "Vakıf, muvakkat olarak yapılırsa caiz olmaz. Meselâ: Bir kimse `Şu hanemi bir gün veya bir ay müddetle vakfettim' derse, bu vakıf sahih olmaz. Çünkü vakfm ebedî olması şarttır"(12) hükmünü zikreder.Esasen vakfın hükmü; vakfedilen şeyin, vakfeden kimsenin mülkünden çıkması ve Allahû Teâla (cc)'nın mülkü hükmüne girmesidir.(13)Bu sebeple; alış-verişe, hibeye ve mirasa konu olamaz. Mülkünün bir kısmını vakfetmek isteyen kimse; vakfedeceği şeyin mahiyetini, ne için vakfettiğini (fakir, miskin vs.) ve nasıl kullanılması gerektiğini kat'i olarak beyan etmelidir. Vakfın rüknü; mülkün vakfedildiğine delâlet eden hususî lâfızlarıdır. Bahru'r-Raik'te böyledir."(14) Vakıf; kitap, sünnet ve sahabe-i kiram'ın icmaı ile sabit olan İslâmî bir müessesedir. Camiler, mescidler, medreseler, kütüphaneler, zaviyeler ve kervansaraylar hep "vakfın" önemini kavrayan mü'minlerce meydana getirilmiştir. Anadolu'nun büyük bir bölümünde "vakıf' arazilerine rastlamak mümkündür.Herhangi bir vakıf kadı'nın (hâkim) tasdik ettiği vakfiyede belirtilen şartların dışında kullanılamaz. Vakıf olan şeyin, muayyen ve malûm olması ilk şarttır(15) Bugün, İslâmî kaygılarla teessüs ettirilen vakıfların büyük bir bölümü işgal altındadır. Hatta "Vakıflar Bankası" gibi kuruluşlarla, "vakıf' mallarına haram karıştırılmış ve gelirlerine el konulmuştur. Vakfiyelerde belirtilen şartlar tamamen gözardı edilerek; hevâ ve heveslere uygun faaliyetler hız kazanmıştır. Bunun mahiyeti üzerinde iyi düşünülmelidir.&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;(1) İbn-i Abidin, Reddü'l Muhtar, Ale'd Dürri'l Muhtar İst. 1983, c. IX, sh. 238, Ayrıca İmam-ı Merginani, el-Hidaye Şerhû Bidayetü'l Mübtedi, Kahire 1985, c. III, sh.13.&lt;br /&gt;(2) İmam-ı Kasanî, el-Bedaiû's Senai, Beyrut 1974 c. VI, sh. 2I8, Ayrıca Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1976, c. IV, sh. 284.&lt;br /&gt;(3) İmam-ı Serahsî, el-Mebsut, Beyrut, ty. c. VII, sh. 28. Ayrıca İmam-ı Kasani, a.g.e., c. VI, sh. 13, İmam-ı Merginani, a.g.e., c. III, sh. 13, İbn-i Abidin, a.g.e., c. IX, sh. 238.&lt;br /&gt;(4) Şeyh Nizamüddin ve Heyet, el-Feteva-ı Hindiyye, Beyrut: 1400, c. II, sh. 352 (Dürri'I Muhtar'da "Vakfın sebebi, dünyada insanlara ihsan ve ikramı, âhirette sevabı irade ve kasdetmektir" hükmü kayıtlıdır. Mahiyeti aynıdır).&lt;br /&gt;(5) İmam-ı Serahsî, a.g.e., c. XII, sh. 28.&lt;br /&gt;(6) İbn-i Abidin, a.g.e., c. IX, sh. 238.&lt;br /&gt;(7) Â1-i İmrân sûresi: 92.&lt;br /&gt;(8) Ömer Nasuhi Bilmen, a.g.e., c. IV, sh. 304 Madde:ll.&lt;br /&gt;(9) İmam Serahsî, a.g.e., c. XII, sh. 30.&lt;br /&gt;(10) İbn-i Hümam, Fethû'l Kadir, Beyrut: 1316, c. V, sh. 41-42. Ayrıca Molla Hüsrev, Dürerü'1 Hükkam fi Şerhi Gureri'l Ahkâm, İst.1307, c. II, sh.134.&lt;br /&gt;(11) İmam-ı Kasanî, el-Bedaiu's-Senai, Beyrut, 1974, c. VI, sh. 220.&lt;br /&gt;(12) İbn-i Abidin, Reddü'! Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar, İst.1983, c. IX, sh. 248.&lt;br /&gt;(13) Şeyh Nizamüddin ve Heyet, el-Feteva-ı Hindiyye, Beyrut,1400, c. II, sh. 352.&lt;br /&gt;(14) Şeyh Nizamüddin ve Heyet, a.g.e., c. II, sh. 352. Ayrica, ibn-i Abidin, a.g.e., c. IX, sh. 242.&lt;br /&gt;(15) İmam-ı Kasanî, a.g.e., c. VI, sh. 221 vd.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-8012785756524010399?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/8012785756524010399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=8012785756524010399' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/8012785756524010399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/8012785756524010399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/06/vakif-tanimi-ve-vakif-kavrami.html' title='VAKIF TANIMI VE VAKIF KAVRAMI'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5348228864207995909.post-6124101375525705456</id><published>2007-04-25T12:52:00.000-07:00</published><updated>2007-07-20T04:42:34.801-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vakıflar'/><title type='text'>VAKIFLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/RmEdMY4MEpI/AAAAAAAAAAM/Rkc0-P0j4Ao/s1600-h/etkinlik_b.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071366754069648018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/RmEdMY4MEpI/AAAAAAAAAAM/Rkc0-P0j4Ao/s200/etkinlik_b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere “ Vakıf” denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin geleceğe taşınması ve yaşatılması vakıfların görevi arasındadır.&lt;br /&gt;İnsanlar arasında sosyal dayanışmanın sağlanması, yardımlaşmak, birbirine destek olmak, acı ve mutlu günleri paylaşmak, sevgi ve saygı tohumlarını atabilmek için fertler arasındaki ilişkilerin iyi olması gerekir.&lt;br /&gt;Vakfın tarihçesi çok eskilere dayanır. Dinimiz yardımlaşmayı ve ihtiyacı olanlara destek olmayı dini temeli saymıştır. Vakıflar Osmanlılar zamanında daha da yaygınlaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da etkinliğini aynı ölçüde sürdürmüştür. 5 Haziran 1935’te çıkan bir kanunla “Vakıflar Genel Müdürlüğü” kuruldu. Ülkemizdeki vakıfların hepsinin yönetimi, bu teşkilata verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar eğitime, öğretime, belediyelere, sağlık işlerine, yoksullara hizmet ederler. Vakıf tarafından yardım alan kişilerin adları, kurum tarafından açıklanmaz.&lt;br /&gt;Ülkemizin sosyal, ekonomik, kültürel ve yurt savunmasında vakıfların yardımlar büyüktür. Bu kadar güzel bir hizmetin sürekliliğini sağlamak hepimizin görevidir. Vakıflara yardım ederek gelirlerini çoğaltmak ve çalışmalarını desteklememiz gerekir.&lt;br /&gt;Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini hizmetler&lt;br /&gt;Sağlık hizmetleri&lt;br /&gt;Eğitim ve öğretim hizmetleri&lt;br /&gt;Aş evi hizmetleri&lt;br /&gt;Sosyal hizmetler&lt;br /&gt;Sanat ve kültür hizmetleri&lt;br /&gt;Para yardımı&lt;br /&gt;Milli savunma hizmetleri&lt;br /&gt;İktisadi hizmetler&lt;br /&gt;Ulaştırma hizmeti&lt;br /&gt;Spor hizmetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlardaki yardım duygusunu geliştirmek, dayanışmanın önemini anlatmak ve insanların gönül zenginliğine ulaşmasına yardımcı olmak amacı ile 1985 yılından beri 3 – 9 Aralık tarihleri arasında “Vakıf Haftası” kutlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hizmetin gelecekte de hizmet olarak devamını sağlamak amacıyla kendi istekleri ile resmi yollarla bağışlanan mülk ve paralara vakıf denir. Türk toplumunda vakıfların çok eski bir geçmişi vardır. Eskiden bağışlanan hanlar, hamamlar, yapılan köprüler, çeşmeler, okullar ve camiler buna örnek olarak verilebilir. Bağışlanan bu eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin gelecekte yaşatılması da vakıfların görevleri arasındadır.&lt;br /&gt;Bu eserlerin korunması ve verilen hizmetin devamını sağlamak için Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bütün bu eserler, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılır, kiraya verilir, gelirleri toplanır. Toplanan bu gelirler eserlerin korunması, kimsesizlere yardım ve çalışanların maaş alacakları olarak harcanır. Türkiye’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün malı olan bir çok dükkan ve iş yeri bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı vakıf eserleri sayısı 7500 civarındadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu gelirler dışında devlet tarafından da desteklenmektedir. Bunun için her yıl bütçeden belirli bir miktarda ödenek ayrılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakıflara bağlı öğrenci yurtlarında öğrencilerin barınma, yiyecek ve giyecek ihtiyaçları karşılık beklemeden sağlanır. Düşkümler ve yoksullar için aş evleri açıp onların daha sağlıklı yaşamalarına katkıda bulunulur. Sağlık hizmetleri veren vakıflar da aynı hizmetleri insanlara sunarlar. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve vakıfların hizmetlerini anlatmak amacıyla her yıl 3 – 9 Aralık tarihleri arasında Vakıflar Haftası kutlanır. Hafta boyunca vakıfların çalışmaları hakkında bilgi verilir. Radyo ve televizyonlarda, okullarda konu ile ilgili konuşmalar yapılır. Okullarda vakıf eserlerini tanıtıcı duvar gazeteleri düzenlenir. Gidilebilecek vakıflar ve vakıf eserlerine geziler düzenlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin izlerinin yaşandığı bu eserlere sahip çıkalım. Yaşamaları için yardım edelim. Vakıf eserlerini korumak için yardımcı olalım. Hayırlı iş yapmanın en emin yolu vakıflara yapılan bağışlardır.&lt;br /&gt;Mehmetçik Vakfı, Milli Eğitim Vakfı, Kalp Vakfı gibi vakıflar kendi alanları ile ilgili hizmet vermektedirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5348228864207995909-6124101375525705456?l=vakiflarportali001.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/feeds/6124101375525705456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5348228864207995909&amp;postID=6124101375525705456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/6124101375525705456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5348228864207995909/posts/default/6124101375525705456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://vakiflarportali001.blogspot.com/2007/04/vakiflar.html' title='VAKIFLAR'/><author><name>VakıflarPortalı</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03638351233540015610'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gYGfJc8bQNE/RmEdMY4MEpI/AAAAAAAAAAM/Rkc0-P0j4Ao/s72-c/etkinlik_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>